VIII. Henry

//VIII. Henry

VIII. Henry

Bu arada Kral Henry’nin erkek veliaht sıkıntısı devam ediyordu. Kızı Mary’nin ya da herhangi bir kadının, tahta sahip çıkabileceğine inanmıyordu. Bu yüzden derhal yeniden evlenmeliydi. Hâlâ Catherine ile evli olduğundan bu iş zordu. Henry, elindeki en büyük silahını kullandı. Catherine’nin kendisinden önce ağabeyi Arthur’la evli olmasını bahane etti.

Arthur’la Catherine beş ay evli kalmışlardı. Catherine, evliliğinde birlikteliklerinin olmadığına yemin etmişti. Catherine çok dindar bir kadındı ve muhtemelen doğruyu söylüyordu. Arthur, evlilikleri süresince ağır hasta ve cılızdı. Ancak Prens Arthur etrafındakilere cinsel birliktelik yaşadıklarını söylemişti.

İncil’i çok iyi bilen Henry, Levililer bölümünden bir pasaja ümidini bağladı:

“Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur. Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olamayacaklardır.”

Artık Henry’nin elinde, Catherine ile evlenmemesi gerektiğini söyleyen Tanrı’nın emri vardı. Katolik Kilisesi’ne göre boşanmak yasaktı. Bu yüzden Henry, İncil’deki bu pasajı evliliğinin iptali için kullanmak istiyordu.

Elindeki bu delili Papa VII. Clement’e sundu. Bu konu için İngiltere’de bir kilise mahkemesi toplandı. Mahkeme üyeleri konuyu henüz karara bağlayamadan, iki ay sonra Roma’ya çağrıldılar.

Henry, ne yaparsa yapsın Papa’ya yeterince baskı uygulayamıyordu. Şansa bakın ki Papa, Catherine’nin çok sevgili yeğeni Şarlken’in neredeyse esiriydi ve sözünden dışarı çıkmıyordu. Fakat Henry’nin, kilisenin başı gibi önemsiz birini dinleyecek hali yoktu. Bu evlilik iptal edilmeliydi.

Henry’nin bu inadı, bir zamanlar yürekten inandığı Kilise’ye baş kaldırıp, 1534 yılında İngiltere Kilisesi’nin başı olmasına sebep olacaktı.

 


 

Henry, İngiltere tahtına bir erkek veliaht bırakmayı kendine görev olarak görüyordu, ayrıca başka bir kadına âşık olmuştu. Bütün bunlar onun inadının altında yatan nedenlerdi. Henry, din adamlarının ve Catherine’nin kendisine karşı çıkmalarını beklemiyordu. Fakat, Catherine çok inatçı çıkmıştı.

Koyu bir Katolik olarak yetiştirilen Catherine için boşanmak diye bir seçenek yoktu. Henry’nin bu isteğine karşı çıktı. Üstelik utanç içinde İngiltere’den ayrılacağı gerçeği de karşı çıkmasında etkili olmuştu.  

Bazıları Kral’ın erkek çocuk istemesini doğal karşılayıp, onu desteklese de çoğu insan Kral ve onun hayallerini süsleyen Anne Boleyn karşısında büyük haksızlığa uğrayan Catherine’nin tarafını tuttu.

 


 

Aragonlu Catherine, halk tarafından oldukça sevilen, dindar, dürüst, mütevazı, insancıl ve yardımsever bir Kraliçe’ydi. Kudretli İspanya’dan gelen, Tudor hanedanlığına zengin bir çeyiz ve uluslararası prestij getiren soylu bir prensesti. Aslında Kral Henry için büyük bir ödüldü.

Her ne kadar Henry’nin istemeyerek evlendiği söylense de bazı tarihçiler bunun aksini söylüyor. Catherine, evlendiklerinde yirmi üç yaşında, güzel bir genç kızdı. Belinin altına kadar uzanan, muhteşem kızıl saçları vardı. Henry onun için “Dünyanın en güzel yaratığı” demişti. Ona hayrandı. Catherine’de bulduğu neşe ve sadakatten açıkça bahsetmişti.

Catherine, her zaman Henry’e destek olmuştu. Çiftin birbirine vakit ayırdıkları, birlikte sık sık ava çıktıkları biliniyor. Henry ve Catherine, yirmi dört yıl evli kaldılar.     

 


 

Anne Boleyn, Kral Henry’nin en sevdiği diplomatlardan biri olan Thomas Boleyn’in kızıydı. Anne, XII. Louis ile evlenen Mary Tudor’un hizmetinde Fransız sarayına gitmişti. Akıllı, başarılı, dik kafalı ve hazır cevap biri olarak biliniyordu.

Ailesinin, özellikle de babasının bağlantıları ve diplomatik ilişkileri sayesinde, Anne çok iyi bir eğitim almıştı. Yüksek mevkideki insanlarla sürekli vakit geçiren Anne, o dönemin en donanımlı kadınlarından biriydi. Birçok dili akıcı bir şekilde konuşan, politika hakkında son derece bilgili, Fransız modasını takip eden, oldukça şık, çok iyi ata binen, kart oynamayı bilen, hırçın ve hırslı bir kadın…

Anne’in klasik bir güzelliği yoktu, ancak Henry’nin beraber olduğu diğer kadınlar Anne’in cazibesiyle boy ölçüşemezdi. Özellikle uzun siyah saçları ve iri gözleriyle dikkat çekiyordu.

Fransa’dan İngiltere sarayına geri çağrılan Anne, kısa bir süre sonra Henry’nin dikkatini çekti. Kral’ın ilgisini çeken Anne, naz yapıyor, ilgilendiğini belli ediyor fakat terbiye sınırlarını hiç aşmıyordu.

Henry ile mektuplaşan Anne, Kral’ın aklından hiç çıkmıyordu. Henry, Anne’ye mektuplar, şiirler ve hediyeler gönderiyordu. Henry onunla evlenebilmek için her şeyi göze almıştı. Kral Henry, Anne’yi “Pembroke Markizi” ilan etti. Böylece Anne, İngiltere tarihinde asalet ile ödüllendirilen ilk kadın oldu.

 

ANNE BOLEYN

 


 

Anne Boleyn, Fransız modasını takip eden şık bir kadındı. Acaba Tudorların giyim kuşamı nasıldı?

VIII. Henry’nin meşhur tıknaz görüntüsü, daracık çoraplar içindeki bacaklarının büyük kısmını açıkta bırakan kısa ve hacimli paltosundan kaynaklanıyordu. Buna karşılık kadınlar daha biçimli bir görünümü tercih ediyordu. Kimi zaman çelikten yapılan sert korseler giyilirdi. Kadınlara üçgen bir görünüm kazandıran bu korseler, büzgülü eteklerle zıtlık oluşturuyordu.

Zengin renklere sahip lüks ipek ve kadifeler çok pahalıydı. Bu yüzden halk, yumuşak pastel renklerde daha kullanışlı kıyafetler giyerdi. Kıyafetler, yün gibi daha ucuz ve sıcak tutan kumaşlardan yapılırdı.

Dönemin soylularının çoğu portrelerinde kırmalı yaka giyerken gösterilir. Yaklaşık iki karış genişliğe ulaşabilen bu yakaların kullanımı pratikti. Kolayca değiştirilebilen bu yakalar, diğer kıyafetlerin daha uzun süre giyilebilmesini sağlıyordu. 

 

 


 

Henry, daha önce Anne’in ablası Mary ile aşk yaşamıştı. Mary de tıpkı Anne gibi, Fransız sarayında bulunmuştu. Mary, I. Fransuva dâhil birçok saray mensubu ile ilişki yaşadığı dedikodularının kulaktan kulağa yayılmasıyla, Fransız sarayından gönderildi.

Yaklaşık beş yıl boyunca Henry’nin metresi oldu. Mary ve Henry’nin bu ilişkiden gayrimeşru bir oğlu oldu. Mary oğluna hamileyken; Henry Anne Boleyn’e âşık olmuş, Mary oğlunu doğurduktan sonra Anne ile beraberlikleri başlamıştır.

 


 

Halkın büyük bir kısmı Catherine’nin tarafını tutuyordu ve Anne’den hoşlanmıyordu. Fakat Henry’nin, Anne’yi kraliçesi yapma arzusu ortadaydı.

1531 yılında Henry’nin sabrı artık taştı. Bir yıldan uzun süredir Catherine ile ayrı yaşıyorlardı. Derin bir aşkla bağlandığı Anne Boleyn, metresi olmayı reddetmişti. Bunun üzerine Henry onunla evlenmeye karar verdi. Henry, Catherine’yi saraydan gönderdi ve Kraliçe’nin odasını Anne’ye verdi.

 


 

Kral Henry, kanuni olarak Catherine ile evli olmasına rağmen 1533 yılında gizlice Anne ile evlendi. Anne kısa bir süre içinde hamile kaldı. Henry, bu hamileliği doğru kararı verdiğinin delili olarak gördü. Artık bu işi bitirmeliydi.

25 Ocak 1533’te resmi nikâh töreni düzenlendi. Henry’le geçinemediği bilinen Başpiskopos Warham ölmüş, yerine Canterbury Başpiskopos’u Thomas Cranmer atanmıştı. Anne ve Henry’nin nikâhlarını, Cranmer kıydı. Cranmer aynı zamanda Henry ve Catherine’nin nikâhlarını hükümsüz ilan eden mahkemenin de başkanlığını yaptı.

Catherine’ye, ölen Arthur’un eşi olduğu için dul prenses unvanı verildi. Bu mücadeleden zaferle çıkan Anne, 1 Haziran’da kraliçe olarak taç giydi.

 


 

Kilise ve Papa, Şarlken’in kontrolü altındaydı. Catherine de Şarlken’in teyzesiydi. Catherine ve Henry’nin evliliğinin iptaline izin çıkması mümkün değildi. Haklı olduğuna inanan Henry’nin artık Kilise’nin kontrolünü ele almaktan başka seçeneği yoktu.

VIII. Henry, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğuna, sadece Tanrı’ya hesap verebileceğine ve yetkisinin Papa’nınkinden bile büyük olduğuna inanıyordu.

 


 

Henry Kilise’ye saldırmaya başladı. İlk iş olarak, papalık fetvaları ve yetkisini destekleyenlerin, krala karşı geldiğini ifade eden “Praemunire Kanunu”nu yeniden yürürlüğe koydu. Bu suçun cezası ölümdü.

The Submission of the Clergy (Ruhban Sınıfının Teslimiyeti), dini kanunlar; kralın çıkardığı kanunlara ters olması durumunda, kilise kanunları ancak kralın izniyle çıkarılabilecekti.

The Supplication Against the Ordinaries (Değişmez Ayinlere Karşı Bir Niyaz), Kilise’nin yetkilerini daha da azaltıyordu.

The Absolute Restraint of Annates Act (Papalığa Ödenecek İlk Yıl Gelirlerinin Kısıtlanması Kanunu), insanların Papa’ya para göndermelerini yasaklıyordu.

 


 

Papa’nın unvanı, Roma Piskoposu olarak değiştirildi. Henry emin adımlarla Katolik Kilisesi’nin yetkilerini kendi görevleri arasına alıyordu.

1534 yılında Katolik Kilisesi’ne bir darbe daha indirdi. Üstünlük Kanunu’nu çıkaran Henry, resmi olarak Roma ile bağlarını koparttı ve İngiltere Kilisesi’nin Yüce Lideri oldu. Kanuna göre:

“Kral Hazretleri, bu Krallığın, idaresi altındaki diğer tüm Müstemleke ve Ülkelerin, tüm Ruhani ve Dini şeyler ve davalarda tek Yüce Hükümdarıdır.”

(Müstemleke; istimlak edilmiş, sahiplenilmiş, sömürge)

“Üstünlük Kanunu” ayrıca, halkın sadece Kral’a biat etmesini talep ediyordu. Bu kanun, genellikle reform hareketlerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

Bu doğrultuda adımlar atan ve meclisi kullanarak kanunları ilan ettiren Henry, izlediği bu zekice yöntemle, İngiltere’nin istediği sanki buymuş gibi gösterdi. Orta Çağlardan beri Katolik olan bir ülkede bunu yapmak hiç de küçümsenecek bir başarı değildi.

Birçokları için bu sadece kâğıt üstünde bir değişiklik olsa da İngiltere, dini hayatın ayrılmaz bir parçası olan Tanrı’ya, ikonalara ve tapınaklara ibadetten yavaş yavaş uzaklaşıyordu.

Ayrıca Henry, Veraset Yemini etmeyi reddedenlerin idamla cezalandırılabilmesini sağlayan İhanet Kanunu’nu çıkardı. Bu kanuna göre, Henry’nin Anne’den doğma çocukları tahtın meşru varisiydi.

 


 

Henry’nin gücüyle birlikte serveti de büyüyordu. Kilise’ye, manastırları ayakta tutmak amacıyla vergi veriliyordu. Valor Ecclesiasticus (Kilise Değerlendirmesi) adı verilen bir anketle, Kilise’nin ne kadar servet ve mülke sahip olduğunun araştırılmasını emretti. Henry, bu araştırmaya dayanarak, Kilise’den tüm gelirlerinin yüzde onu kadar vergi almaya başladı.

Bu kanunları çıkaran Reform Parlamentosu, 1529-1536 yılları arasında görev yaptı. Başlangıçta resmi olarak Henry’nin medeni durumuyla hiçbir ilgisi olmayan bu parlamento, aslında zina, eşcinsellik, hırsızlık ve sarhoşluk gibi, manastırlarda Tanrı’ya karşı işlenen günahları araştırmak amacıyla kurulmuştu.

Henry ayrıca, yılda iki yüz sterlinden az geliri olan manastırların kapatılması emrini verdi. Artık manastırların kapatılması süreci başlamıştı.

Kilise’den ayrılmasına ve manastırların yıkılmasına rağmen, Henry son nefesine kadar Katolik inancının büyük kısmına yürekten inanan, dindar bir adam olarak yaşadı.

Reformları çok kan dökülmesine sebep olsa da hurafe ve batıl inançlardan arındırmaya çalıştığı Katolik inancının köklerini muhafaza etmeye özen gösterdi. Ancak, Henry’nin reform hareketinden şahsi çıkarı olduğu ve büyük kazançlar elde ettiği de unutulmamalı.

 


 

Henry’nin sebep olduğu huzursuzluk, 1536 yılında barut fıçısı gibi patladı. Kilise’nin yetkilerini kendi yükümlülüğü altına alıp, halkın çok sevdiği manastırları yağmalayıp yıkan Henry dur durak bilmiyordu.

Henry’nin savaş hırsını tatmin etmek için giriştiği dış savaşlar yüzünden omzuna yüklenen zorunlu borçlarla boğuşan halk, şimdi de dini mirasını kaybediyordu. Gözlerinin önünde kiliseleri yıkılıyor, çok sevdikleri rahip ve rahibeleri kapı dışarı ediliyordu. Bu kahreden manzara, artık halkın canına tak etti.

İlk kitlesel ayaklanma, çok daha büyük sonuçlara neden olacak Pilgrimage of Grace (Zarafet Haccı) ayaklanması başlamadan birkaç gün önce Lincolnshire’de yaşandı.

Louth Manastırı’ndaki keşişlerin maruz kaldığı muamele karşısında çaresizliğe kapılan ve kutsal emanetlerine el konulmasından korkan on binlerce protestocu, “Kaptan Cobbler” lakaplı bir ayakkabı ustası ve papazın öncülüğünde Lincoln Katedrali’ne yürüdü. Talepleri basitti. Halk, eskisi gibi özgürce ibadet edebilmek istiyordu.

 


 

Henry, şiddet kullanarak ayaklanmaya karşılık verdi. Henry’nin kız kardeşi Mary Tudor’un ikinci eşi Suffolk Dükü Charles Brandon, kalabalığı dağıtması için gönderildi. Ayaklanmanın elebaşları hemen idam edildi. Bunu gören protestocular hızla evlerine kaçıştı.

Bu ilk ayaklanmanın Zarafet Haccı’na ne kadar etkisinin olduğu tartışılır; ama şüphesiz Lincolnshire’deki kalabalıkların maruz kaldığı acımasız muamele, ülkenin geriye kalanını da öfkelendirmişti.

Soylular ve halk, zalim Kral’la mücadele etmek için el ele verdi. Başlıca şikayetleri, kilise ve manastırların maruz kaldığı muameleydi. Kilise, birçok insanın hayatının merkezinde yer alıyordu.

Henry, nesillerdir süregelen bir yaşam tarzında çok kısa sürede, çok büyük değişiklikler yapmıştı. Henry’nin Catherine’e karşı olan tutumu da halkı kızdırmıştı. Uğruna tüm bu değişiklikleri yaptığı Anne’i, daha sonra acımasızca öldürtmesi de işin tuzu biberi olacaktı…

 

 

2020-08-25T20:16:37+03:0027 Aralık 2019|Kişiler|VIII. Henry için yorumlar kapalı