VIII. Henry

//VIII. Henry

VIII. Henry

 

VIII. Henry (28 Haziran 1491 Greenwich Sarayı-28 Ocak 1547 Whitehall Sarayı, Londra) Tudor hanedanından, İngiltere Kralı’dır.

Tarih boyunca Hıristiyanlığın Katolik mezhebine bağlı olan İngiliz Krallığı’nda, Kral VIII. Henry döneminde hem dini hem de siyasi açıdan önemli değişiklikler yaşanmıştır.

Kral Henry, İngiliz Krallığı’nı Vatikan’ın kontrolünden çıkararak; Katolik mezhebinden ayrılmış, bağımsız bir kilise olan Anglikan Kilisesi’ni kurmuştur.

 


 

VIII. Henry, aslında babası VII. Henry’den sonra Tudor hanedanının başına geçecek olan ikinci prensti. Fakat ağabeyi Arthur ölünce, tahta o geçmiştir. Asıl adı Henry Tudor’dur.

Babası VII. Henry, Manchester ve York hanedanlarının 1455-1485 yılları arasındaki otuz yıl süren “Güller Savaşı”nı bitirmiş, Kral III. Richard’ı öldürerek İngiltere Kralı olmuş ve Tudor hanedanını kurmuştur.

 


 

Kral VII. Henry’nin ikinci oğlu olan Henry, 28 Haziran 1491’de Greenwich Sarayı’nda dünyaya geldi. Erken çocukluk dönemi boyunca bir prens olarak yetiştirildi. Fakat asıl veliaht kendisinden beş yaş büyük olan ağabeyi Arthur idi.

Babalarının ölümünden sonra Arthur tahta çıkacaktı. Bu yüzden Henry, tahtın veliahtına nazaran çok daha rahat bir çocukluk dönemi geçirmişti.

Oldukça eğitimli biri olduğu bilinen Henry, Cambridgeli öğretmeni John Skelton’dan bütün klasikleri öğrendi. Lord Mountjoy, ona gerçek bir beyefendi gibi davranmayı öğretti. William Hone, Henry’e teoloji dersleri verdi. (Teoloji; Tanrıbilim)

Henry, spor dallarında da oldukça başarılıydı. Ata binmeyi, atlı mızrak dövüşünü, avlanmayı ve güreşmeyi çok seviyordu. Dansa karşı da yetenekleriyle ün salmıştı.

Sanata ve müzisyenlere değer veriyordu. Şiirler yazıyordu. Aynı zamanda yetenekli bir müzisyendi, flüt ve org çalıyordu. Kendi yazıp, bestelediği şarkılardan biri olan “Pastime with good company” o dönem Avrupa çapında popüler olmuştu.

(Kral’ın Şarkısı olarak da bilinir. Şarkıyı internetten dinleyebilirsiniz.)

 


 

Babasının aksine Henry, hayatın tadını çıkarmayı iyi biliyordu. Henry, üç yaşında York Dükü oldu, beş yaşında ise Dizbağı Tarikatı’na kabul edildi.

Eğer ağabeyi Arthur hayatını kaybetmeyip kral olsaydı, Henry o dönemlerde küçük oğullar için yaygın geleneğe uygun olarak belki de bir papaz olabilirdi. Fakat Arthur 1502 yılında hayatını kaybetti.

Henry için artık her şey değişmişti. Aynı yıl Henry, “Cornwall Dükü” ilan edildi. Daha sonra da Arthur’a verilen “Galler Prensi” unvanını aldı.

 


 

Henry artık çok sıkı bir gözetim altındaydı, eskisi gibi özgürlüğün tadını çıkaramıyordu. Babası VII. Henry, hayatta kalan tek erkek veliahtının başına bir şey gelmesinden endişeleniyordu. Bu yüzden Henry, artık halkın arasına pek karışamıyor, spor faaliyetlerini de kısıtlamak zorunda kalıyordu.

Babası ve babaannesi Margaret Beaufort’un gözü hep bu genç prensin üzerindeydi. Henry, saray sınırlarının pek dışına çıkamıyor, artık her şey için izin istemek zorunda kalıyordu. Her istediğini yapmaya alışkın, güçlü, kuvvetli, genç bir delikanlı olan Henry’nin bu durumu kabullenmesi hiç kolay değildi.

Henry kral olduktan sonra, bir daha kimsenin kendi üzerinde söz sahibi olmasına müsaade etmeyecekti. Tahta çıktığı andan itibaren artık onun dediği olacaktı…

 


 

Genç Prens Henry’nin tahta geçecek olması halkı da çok sevindirmişti. Babası Kral VII. Henry, ülkesine büyük hizmetlerde bulunmuştu ve saltanatının büyük kısmı boyunca barışı korumuştu. Fakat halk, kralın hazinesini doldurabilmek için sürekli artan vergilerden bıkmıştı. Ülke artık yeni bir değişime hazırdı.

İşte yakışıklı, hareketli, kuvvetli ve cesur Prens Henry, tam da bunu sağlıyordu. 24 Haziran 1509’da yapılan taç giyme töreninde, değerli taşlarla süslenmiş, ihtişamlı kadife kıyafetlerinin içinde, bir doksanlık uzun boyu ve başının üstündeki göz kamaştıran imparatorluk mücevherleriyle, VIII. Henry krallık için biçilmiş bir kaftandı adeta.

 


 

Henry, taç giymesinden bir gün önce, ölen ağabeyinin dul eşi Aragonlu Catherine ile evlenmişti. Henry ilk başta bu evliliği kabul etmedi, ancak daha sonra babasının hayattaki son isteğinin bu olduğunu söyleyerek evlenmeye razı oldu.

Aragonlu Catherine, İspanya Kraliçesi I. İsabel ve Kral II. Ferdinand’un kızıydı. İspanya, o dönem Avrupa’sının en zengin ve en kudretli ülkesiydi. Bu evlilik, İspanya ile olan ittifakı daha da güçlendirecekti. Ayrıca evlenmedikleri takdirde Catherine’nin yüklü miktardaki çeyizi İspanya’ya iade edilecekti.

 


 

ARAGONLU CATHERİNE

 

Catherine; yirmi üç yaşında, güzel, eğitimli ve oldukça dindar bir kızdı. Kocası Arthur, evlendikten sadece birkaç ay sonra hayatını kaybetmişti. Catherine ve Arthur, evlendiklerinde her ikisi de on beş yaşındaydı. Arthur’un ölümünden sonra İspanya Büyükelçisi olarak yedi yıl daha ülkede kaldı. VIII. Henry ile evleninceye kadar sekiz yıl geçmişti.

Henry ile Catherine, 23 Haziran 1509’da evlendiler; Westminster Manastırı’nda gerçekleşen bir törenle Kral ve Kraliçe olarak taç giydiler. Eğlence, müzik, dans, inanılmaz ziyafet sofraları eşliğinde, ihtişamlı ve abartılı kutlamalar düzenlendi.

 


 

Henry, saltanatına acımasız şöhretini pekiştiren bir şiddet eylemiyle başladı. Ayrıca onun bu hamlesi, Kraliyet Danışma Meclisi’ne de patronun artık kim olduğunu gösterecekti.

Henry, babasının mali danışmanları olan Richard Empson ve Edmund Dudley’i ihanetle suçladı ve idamlarını emretti. Delil yetersizliğine rağmen zaten çok az destekçiye sahip olan bu iki adam, idam edildi. Bu cüretkâr hamle, hataları affetmeyen bir kral olarak, Henry’nin hafife alınmaması gereken bir güç olduğunu kanıtlıyordu.

Henry’nin ayağına dolanan ya da kendisine karşı çıkan kişileri idam ettirme huyu, tüm saltanatı boyunca devam etti.

 


 

Henry’nin on beş yaşında hayatını kaybeden Arthur’dan başka, iki kardeşi daha çocukken ölmüştü. Bu yüzden Henry, veliaht konusunun hafife alınmayacak bir mesele olduğunun farkındaydı.

Catherine, evlendikleri yıl hamile kaldı ve doğum yaptı. Catherine’nin bu kadar çabuk hamile kalması herkesi memnun etmişti. Ancak bebeğin ölü doğması büyük bir hayal kırıklığına dönüştü.

Catherine, 1511 yılının ilk günü bu kez sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi. Henry çok sevinmişti, tüm ülkede kutlamalar yapıldı. Henry, tarihte kimi zaman din karşıtıymış gibi tasvir edilse de aslında bütün ayinlere katılan koyu bir Katolik’ti.

Henry o kadar mutluydu ki oğlu ve veliahtına dua etmek, Tanrı’ya şükranlarını sunmak için Walsingham’daki Meryem tapınağına hacca gitti. Fakat kısa bir süre sonra bu sevinç yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Henry’nin ismini bile verdiği oğlu, aniden hayatını kaybetti.

 


 

Henry’nin neşesini yok eden bu olayla, karı koca arasındaki ilk gerilim başlamış oldu. Henry’nin çocuk sahibi olabildiği gün gibi ortadaydı. Ancak Catherine’nin doğurganlığı konusunda dedikodular başlamıştı. Dedikodularla mücadele eden Catherine’nin birkaç gebeliği daha düşükle sonuçlandı.

Catherine, 18 Şubat 1516 yılında sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdi. (I. Mary; tarihe kanlı Mary olarak geçmiştir.)

 


 

Henry, çok istediği bir erkek çocuğa sahip olamasa da Catherine’nin doğum yapmasına çok sevinmişti. Fakat Catherine artık hamile kalamıyordu. Onun bu sıkıntılı dönemlerinde Henry’nin başkalarıyla ilişkiler yaşadığı yönünde dedikodular vardı. Karısına karşı hiçbir sevgisi kalmayan Henry, artık ilişkilerini ondan ve saray halkından bile gizlemeyi bıraktı.

Genç ve güzel Elizabeth Blount ile ilişki yaşayan Henry’nin, bu beraberlikten bir oğlu oldu. Belli ki Henry, sağlıklı bir evlat sahibi olabiliyordu. Artık bu evliliğinde bardağı taşıran son damla olmuştu. Sorun Catherine’deydi ve artık bir şeyler yapmalıydı.

 


 

Henry’nin annesi Yorklu Elizabeth; onun mükemmel bir eş, anne ve kraliçe olarak örnek aldığı kişiydi. Doğurgan, şefkatli ve uysal Elizabeth, Henry’nin babası Kral VII. Henry’e hiçbir zaman, hiçbir konuda karşı çıkmamıştı. İşte Henry’nin istediği tam da buydu. Kendisine karşı çıkanların acımasızca icabına bakıyordu. Çok geçmeden Catherine de bunu öğrenecekti.

Elizabeth Blount, Henry’nin ne ilk ne de son metresi olacaktı. Soyluların metresinin olması o dönemde çok sıradan, alışılmış bir olaydı. Âşık olmayı ve kadınların peşinden koşmayı seven Henry’nin birkaç sevgilisi ve bu ilişkilerden muhtemelen birçok gayrimeşru çocuğu oldu.

Henry’nin değişken ve zor bir insan olması, bir kadının onu uzun süre mutlu etmesini imkânsız kılıyordu. Aynı sebeple, yine birçok erkek danışmanı da gözünden düşüyor ve çoğu zaman idama gönderiliyordu.

 


 

Henry, aynı zamanda devlet işleriyle de oldukça ilgiliydi. En başarılı kralların topraklarını genişletenler olduğunu bilen Henry, işe koyuldu. Barışı muhafaza eden babasının aksine Henry, bedeli ne olursa olsun zaferler kazanmak istiyordu.

Birçok danışmanı aşırıya kaçmaması ve ölçülü olması yolunda uyarılarda bulunurken, diğer bir kısmı da İspanya ile ittifaklarının avantajından yararlanma zamanının geldiğine inanıyordu. Catherine’nin babası II. Ferdinand hevesli bir müttefikti. Fransa’yı zayıflatıp, kendi topraklarını güçlendirmeyi istiyordu.

 


 

1512 yılının yazında, on sekiz İngiliz gemisi İspanya’ya gitti. Plana göre, İspanyol askerleriyle birlikte İngiliz askerleri, İspanya üzerinden Fransa’ya ilerleyecekti. Fakat hilekâr ve uyanık Ferdinand’ın başka planları vardı. İngiliz askerlerinin Fransa sınırını korumasını memnuniyetle kabul eden Ferdinand, askerlerini başka bir savaş için İspanya’daki Navarra’ya gönderdi.

İngiliz askerleri, yakıcı İspanya güneşi altında susuz, erzaksız ve barınaksız kaldı. Hızla yayılan hastalıklar pek çok askerin ölmesine sebep oldu. Ekim ayında askerler moralsiz, bitmiş tükenmiş bir halde, çok sayıda silah arkadaşlarını kaybetmiş olarak İngiltere’ye geri döndüler.

 


 

Henry, Ferdinand’ın ihanetinden dolayı küplere binmişti. Bu durumdan dolayı Catherine’yi de suçluyordu. Henry, Roma İmparatoru I. Maximilian ile güç birliği anlaşması yaptı. 1513 yılının ilkbaharında, İngilizler bir kez daha savaşa girecekti.

Fransa’nın sahil kenti Calais’e yelken açan ordunun ardından daha sonra Kral Henry de gitti. Flandra’daki Therouanne’yi kuşatan ordu, kasabayı rahatlıkla işgal etti.

İngiliz Ordusu Tournai’ye ilerledi. Şehir bir hafta sonra ele geçirildi. Kral Henry ve askerleri bu galibiyeti, İngiltere’nin büyük başarısı olarak kutladılar. Gerçek bir lider, cesur bir kral olarak kendisini ispatlayan Henry, ülkesine büyük bir zaferle döndü.

Galibiyet almalarına rağmen, savaşın bedeli çok ağır olmuştu. Kraliyet serveti, Henry’nin topraklarını genişletme arzusu yüzünden oldukça azalmıştı. Bu da çok daha fazla vergi demekti. Bu vergiler yüzünden Henry hakkında homurdanmalar başladı. Fakat yine de Fransa’da kazanılan zafer sayesinde, halkın çoğu bu karizmatik Kral’a hayranlık ve saygı duyuyordu.

 


 

Henry’nin eski müttefiki olan Fransa’ya saldırması, komşusu İskoçya’yı gücendirmişti. İskoçya Kralı IV. James, Henry’nin yokluğundan faydalanarak 1513 yılında ordusuyla İngiltere’ye girdi. Henry, yokluğunda yerine naip olarak Catherine’i bırakmıştı.

(Naip: hükümdarla yönetilen bir ülkede, tahtta hükümdar olmadığı zamanlarda ya da hükümdarın çocukluğu sırasında onun adına devleti yöneten kimse.)

Catherine, derhal İngiliz kuvvetlerinin başına geçti. Flodden Field Savaşı’nda, İngilizler süratle üstünlüğü ele geçirdi. Kral James okla vurularak öldürülünce, İskoçlar büyük bir yenilgiye uğradı.

Catherine, eşine duyduğu sevgi ve hayranlığın belirtisi olarak Henry’e, Kral James’in kanlı paltosunu gönderdi. Aslında bir rivayete göre kellesini de göndermek istemişti.

Her iki savaşta da Henry’nin katkısı asgari düzeyde olsa da sonuçta iki zafer de onun adına kazanılmıştı. Tabii ki gerçek bir lider ve cesur bir kral olarak adına methiyeler düzüldü. Henry, kendisini savaş meydanında da ispatlamıştı artık.

 


 

Kral Henry, silah, kalkan gibi savaş gereçleri icatlarına ve savaş taktikleri geliştirme konusuna büyük ilgi duymuştur. Ayrıca büyük toplarla donatılmış bir savaş gemisi filosu kurmuştu. Henry, kral olduğunda ülkenin sadece beş gemisi vardı. Yönettiği yıllar boyunca donanmaya çok önem veren Henry, gemi sayısını elliye çıkarmıştı.

 


 

1518 yılında ise Londra Antlaşması imzalandı. Anlaşmayı imzalayan süper güçler; İngiltere, Fransa, İspanya, Kutsal Roma İmparatorluğu, Burgonya, Hollanda ve Papalık birbirlerine saldırmamayı ve aralarından biri saldırıya uğrarsa, birlikte karşı koymayı taahhüt ettiler.

Anlaşma, İngiltere’nin aracılığı sayesinde imzalanmıştı. Bu gelişme, İngiltere’nin Avrupa’da önemli bir müttefik ve aktör olarak kabul görmesini sağladı.

 


 

Henry’nin kız kardeşi Mary ile Fransa Kralı XII. Louis sözlendiğinde, eski düşmanlar İngiltere ve Fransa arasında yeniden bir ittifak kuruldu. Kardinal Thomas Wolsey’in diplomatik çabaları da bu ittifaka katkı sağlamıştı.

Wolsey, Henry’nin en güvendiği danışmanları arasındaydı ve 1520 yılında Henry ile yeni Fransa Kralı Fransuva arasındaki şatafatlı görüşmenin arkasındaki kişiydi. (Field of the Cloth of Gold-Altın Kumaş Tarlası)

Bu görüşme İngiltere ve Fransa krallıkları arasında, Kutsal Roma İmparatoru karşısında birleşik bir cephe göstermek amacıyla yapıldı. Görüşme vesilesiyle düzenlenen gösteriler, kutlamalar, ziyafetler, turnuvalar iki hafta boyunca devam etti. Fakat iki kral arasındaki ilişkilerde hiçbir ilerleme olmadı.

16. yüzyılda, bir kralın güçlü görünmesi çok önemliydi, ancak bu çok pahalıydı. Her iki kral haftalarca süren ve bir servete mal olan kutlamalar sırasında; turnuvalarda, şölenlerde, kıyafetlerde ve mücevherlerde diğerini geride bırakmaya çalıştı.

 

FİELD OF THE CLOTH OF GOLD

 

 

2020-08-25T20:16:37+03:0027 Aralık 2019|Kişiler|VIII. Henry için yorumlar kapalı