Titanic

Titanic

Titanic’in yapımına 1910 yılında başlandı ve yirmi altı ay sürdü. 1912 yılında tamamlandı. O dönemde büyük bir merak uyandıran bu devasa buhar gemisi, 10 Nisan 1912’de yolcu alımına başladı.

İngiltere Southampton’dan ayrılan Titanic’in kaptanlığını John Smith yapıyordu. New York’a gidecek olan gemi, önce Fransız limanı Cherbourg’a daha sonra Birleşik Krallık’ta ki Queenstown’a uğradı. Ancak Titanic, Kuzey Atlantik’te yıllarca unutulmayacak bir deniz felaketine neden oldu.

 

 


 

12 Nisan 1912 saat 23.39’da Titanic, New Foundland’ta Grand Banks’ın güneyinde (Kanada yakınları) gözcülerin yoğun sis nedeniyle fark edemedikleri bir buzdağı ile karşılaştı. Gece karanlığında yol alan Titanic, buz dağını gördüğünde kurtulmak için çok geç kalmıştı. Eğer nöbet tutan gözcüler buz dağını fark etmeseydi, gemi doğrudan hasar alacak, sadece ön taraftaki kompartıman suyla dolacak, fakat Titanic batmamış olacaktı.

Gözcüler buzdağını görünce, son bir umutla manevra yapıldı. Dünyanın en büyük gemisi kendini kurtaramayınca, buzdağı geminin yan tarafını baştan sona bir kâğıt gibi yırttı. Tek kompartıman yerine, bütün kompartımanlar suyla doldu ve Titanic battı.

 


 

Çarpışmadan sonra yolcular güverteye çıkmaya başladılar. İkinci ve üçüncü sınıf yolculardan da uyanarak güverteye gelenler olmuştu. Kaptan bazılarını sakinleştirerek kamaralarına göndermişti. Titanic’te panik yoktu. Yolcular bir gökdelen büyüklüğündeki geminin batacağına inanmıyorlardı. Hatta buzdağından güverteye düşen buz parçalarıyla maç yapanlar, bu buz parçalarıyla içkilerini soğutanlar bile vardı. Sadece kaptan ve bazı subaylar ciddiyetin farkındaydı.

Kimse gerçekleri görmüyordu. Saniyede beş ton Atlantik suyu, yarıklardan gemiye müthiş bir hızla dolmaya başlamıştı.

Gece yarısı keşif yapan teknik müdür Thomas Andreas geminin batacağını söyledi. Artık Titanic’in kurtulma şansı yoktu.

 


 

Mürettebata toplanma emri verildi. Yolcular cankurtaran kayıklarına bindirilecekti ama sadece birinci sınıftaki yolcular. Geminin batmak üzere olduğundan ikinci ve üçüncü sınıf yolcuların haberi olmadı. Üçüncü sınıf yolcuların bazılarının kendiliklerinden uyandığı, bazılarınınsa hiç uyanamadığı biliniyor.

 


 

Kaptan, SOS sinyalini çarpışmadan yarım saat sonra vermişti. Titanic’e en yakın gemi olan “Californian” yardım sinyallerini almamıştı. Çünkü geminin kaptanı 22.21’de denizin üzerinin buz bloklarıyla kaplı olduğunu fark ettiğinde makineleri stop ettirmiş ve telsizcileriyle birlikte gün ışığına kadar uyumak için kamarasına inmişti.

Yardım sinyallerini İngiliz yük şilebi “Carpathia” aldı. Ancak Titanic’e doğru yola çıktığında saat 00.25’ti ve 58 deniz mili mesafesi vardı.

 


 

Birkaç güverte subayının, güvertede toplanan ve olup bitenleri anlamaya çalışan yolculara “Bu gemiyi Tanrı bile batıramaz.” dediği birçok tanık tarafından teyit edilmişti ve mürettebat buna gerçekten inanıyordu.

 


 

1.308 yolcu ve 898 mürettebat olmak üzere gemide toplam 2.206 kişi bulunuyordu. Oysa yirmi kişilik cankurtaran kayığında 1.178 kişilik yer vardı, bu da geminin batması durumunda 1.028 kişinin ölmesi demekti.

 


 

Kimse batacağına inanmadığı koskoca bir gemiden ayrılıp, okyanusun üzerinde ceviz kabuğu gibi kalan kayıklara binmek istemiyordu.

Filikaların denize indirilme sırasında bile birinci sınıf ve ikinci sınıf ayrımı uygulandı. Önce filikalara zengin ve varlıklı insanlar bindirildi.

Varlıklı kimselerin filikalara fazla yolcu almak istememeleri yüzünden ölü sayısı daha da arttı.

 


 

Bu kazanın en dehşet verici yanı, özellikle en alt katlara yerleştirilmiş olan ikinci ve üçüncü sınıf yolcuların güverteyi bulamamalarıydı. Titanic’in koridorlarında toplam 762 kamara vardı. Mürettebatın bile bazen kaybolduğu koridorlarda ara sıra yol gösteren levhalara da rastlamak mümkündü. Ancak Avrupa’yı terk eden bu insanların bir kısmı İngilizce konuşulmayan ülkelerdendi (İtalyanlar), ve o levhaları okuyamadılar.

Titanic’in darbe aldıktan sonra batması iki saat kırk dakika sürdü.

 


 

Kazada hayatını kaybedenlerden biri de geminin kaptanı Edward Smith’ti. Mürettebata son sözleri “İşinizi çok iyi yaptınız, buraya kadarmış. Denizin kuralını bilirsiniz, herkes kendisinden sorumludur. Şu an itibariyle kendinizden sorumlusunuz. Tanrı sizi korusun.” oldu.

 


 

Titanic, gece 02.20 sularında ikiye ayrılarak, içindeki yolcularla beraber battı. O sırada suyun sıcaklığının -2 derece olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklıkla yolcuların çok az bir kısmı en fazla on beş dakika kadar mücadele edebilir.

 


 

Titanic’ten kurtulan yolcuların hiçbiri şu an yaşamıyor. Titanic’teyken iki aylık olan Millvina Dean 2009 yılında hayatını kaybetti.

 


 

Titanic “White Star Line” şirketi tarafından inşa edilmişti. Aynı şirket tarafından yapılan diğer iki geminin de akıbeti aynıydı. Olympic ve Britannic isimli bu gemiler de tıpkı Titanic gibi kaza geçirmişti. İlk olarak inşa edilen Olympic başka bir gemiyle çarpıştı. Titanic battı. Britannic ise Çanakkale Savaşı’nda yaralanan İngiliz askerleri almak için giderken, Alman denizaltılarından gönderilen torpidolarla batırıldı. (Almanların bıraktığı bir mayına çarptığı da söyleniyor.)

 


 

Violet Jessop, “White Star Line” şirketinin inşa ettiği üç büyük gemide de çalıştı. Olympic’de hosteslik yaparken gemi çok büyük bir kaza geçirdi. Jessop, daha sonra Titanic’de hosteslik yapmaya başladı. Batan gemide kurtulanlar arasındaydı. Daha sonra Britannic adlı gemide hemşirelik yapan genç kadın bu batan gemiden de kurtulmayı başardı.

Violet Jessop, 1971 yılında seksen üç yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Başına gelen bu talihsiz olaylar, Jessop’un dünyanın en uğursuz kadını olarak anılmasına sebep oldu.

 

 

VİOLET JESSOP

 


 

Titanic, lüks, zenginlik ve ihtişam konusunda tüm rakiplerinden öndeydi. Ana güvertede yüzme havuzu, spor salonu, Türk hamamı, iki kütüphane ve tenis kortu vardı. Birinci sınıf ortak odaları çok pahalı mobilyalar ve oldukça lüks dekorasyonlarla süslenmişti.

Titanic’in en pahalı birinci sınıf biletini Charlotte Drake Cardeza isimli bir yolcu, 2.560 dolara satın almıştı. (Bugünün değeri ile 61 bin dolar!) Birinci sınıf yolcuların yüzde 60’ı kurtuldu.

Titanic’in ikinci sınıf biletleri, o zamanların gemilerinin birinci sınıf biletleriyle hemen hemen aynıydı.

 


 

Titanic’te üçüncü sınıf yolcular için sadece iki tuvalet bulunuyordu. Biri kadınlar, diğeri de erkekler için olan bu tuvaletleri 700 kişi kullanmak zorundaydı. Yani tuvaleti kullanmak için ortalama 350 kişiyle yarışmak gerekiyordu.

 


 

Üçüncü sınıf kamaralarda dört veya altı ranza bulunuyordu. Ve buradan Titanic’in bütün çalışma ve motor gürültüleri duyuluyordu. Kesin alınan bilgilere göre, üçüncü sınıfla diğer sınıfları ayıran kapı çarpışma sırasında kilitliydi. Üçüncü sınıf yolcuların sadece dörtte biri hayatta kalabildi.

 


 

White Star Line şirketinin başkanı ve Titanic’in inşasından sorumlu kişi olan Joseph Bruce Ismay, kurtulanlar arasındaydı. İngiltere’de açılan bütün davalarda suçsuz bulunmuş ve beraat etmişti. Binlerce kişinin ölümünden sorumlu tutulmuş, hayatta kaldığı için adeta suçlanmıştı. Hayatının geri kalan kısmını sigorta ödemeleri ve tazminat davalarıyla uğraşarak geçirdi. Yıllarca gözlerden uzak yaşadı, yetmiş beş yaşında inme sonucu hayatını kaybetti.

Ismay, Titanic’le ilgili çevrilen film ve dizilerde, anlatılan hikâyelerde hep kötü adam olarak resmedilmişti. Hatta kurtarma botuna kadın kılığında bindiği söylenmiş, fakat sonradan bunun yalan olduğu ortaya çıkmıştı.

 

 

JOSEPH BRUCE ISMAY

 


 

Gemide kalanlar çoğunlukla üçüncü sınıf yolcular ve erkeklerdi. Filikalara kadınlar ve çocuklar bindirilmişti. Gemide (güvertede) kalan erkekler arasında, varlıklı ve nüfuslu erkekler de vardı. Maden ocakları sahibi Benjamin Guggenheim kadınlar ve çocukların filikalara bindirilmesine yardım etmiş,

“Bana bir şey olursa, karıma görevimi yaptığımı söylersiniz.” demişti. New York Waldorf Astoria’nın sahibi John Astor’da, hamile karısını filikaya bindirdikten sonra gemide kalanlar arasındaydı. (Daha sonra cesedi bulunmuştu.)

New York’taki Macy mağazalarının sahibi İsidor Straus, karısı İda ile gemideydi. Karısı kurtarma filikalarına binmeyi reddetmiş, “Her zaman kocamın yanında oldum, şimdi neden bırakayım.” demişti. Strauslar güvertedeki sandalyelere oturup, beraberce ölümü beklediler.

Titanic’in batacağına inanmayan, ağlayarak kocalarından ayrılmak istemeyen pek çok kadın gemide kalmıştı.

 


 

Carpathia gemisi olay yerine Titanic gözden kaybolduktan tam iki saat sonra vardı. SOS çağrısına gelen diğer gemi Californian ise sabah 08.30’da kaza yerine ulaşabildi. İki geminin de ifadelerinden anlaşıldığına göre, Titanic yardım sinyallerinde yanlış koordinatlar vermişti.

 


 

Aslında başka gecelerde buzdağının daha önceden görünmesi kesin gibiydi, fakat o gece pek çok faktör beraber hareket etmişti; ay yoktu, rüzgâr yoktu, dürbün yoktu (dürbün dolabının anahtarı kayıptı) ve gemi buzdağının karanlık tarafında kalmıştı.

Gemi subayı Charles Lightoller, İngiliz soruşturmasında “Her şey bize karşı idi.” demişti.

 


 

İngiltere, kazadan üç hafta sonra kurtarma kayıklarında her yolcu için bir yer zorunluluğunu, milletlerarası heyetler de gemilerdeki telsizcilerin nöbet tutması mecburiyetini getirdi.

Aynı yıl ünlü Alman fizikçi Alexander Behm buzdağlarını elektroşok dalgalarıyla denizin dibinden tanıyan ve yerlerini belirleyen “ekolot” adlı cihazı geliştirdi.

 


 

Titanic’te bulunan altınların ve mücevherlerin miktarı bilinmiyor. Fakat gemide kesin olarak bulunan Ömer Hayyam’ın el yazması, mücevherlerle işlenmiş “Rubaiyat”ı büyük kayıptı. Ayrıca geminin kargo bölümünde yepyeni bir Renault marka araba da bulunmaktaydı.

 


 

Titanic’in batışı esnasındaki en etkileyici ve en ünlü hadise de Titanic orkestrasına aittir. Wallace Hartley tarafından yönetilen sekiz üyeli orkestra yolcuları sakinleştirebilmek ve daha iyimser tutabilmek için geminin birinci sınıf bölümünde toplanmıştı.

Wallace Hartley diğer yedi orkestra üyesine kaçmaları için izin vermesine rağmen, hepsi Hartley ile kaldı. Orkestra daha sonra güverteye geçti ve gemi tamamen batarken bile müzik çalmaya devam etti. Gemi battıktan sonra orkestra üyelerinden hayatta kalan olmamıştı.

 

 

TİTANİC ORKESTRASI

 


 

Kazadan iki hafta sonra müzisyenlerden John Hume Law’un babasının evine bir fatura gönderildi. Orkestrayı işe alan şirket, John Hume Law’un orkestrada kullandığı kostümün parasını istemişti! (Günümüz parasıyla 80 sterlin)

Geminin batmasından bir ay sonra da müzisyenlerin anısına New York’taki Apollo Club adlı bir barda konser düzenlendi ve konserin geliri acılı ailelerine bağışlandı.

 

 

JOHN HUME LAW’UN BABASINA GÖNDERİLEN FATURA

 


 

Titanic, buz dağına çarparak batan dünyadaki tek gemidir. Oysa bugünün gemilerinin buzdağı ile karşılaşma olasılığı Titanic gemisinden çok daha fazladır.

 


 

Titanic, yaklaşık iki futbol sahası uzunluğunda, sanki yüzen bir ada gibiydi. İnsanlık tarihi o zamana kadar böyle bir gemi görmemişti. Görüntüsü büyük güven veriyordu.

 


 

Titanic’in yardım çağrısını aslında ilk olarak, Mount Temple isimli bir gemi almıştı. Bu gemi Titanic’e 79 mil uzaklıktaydı ve o sırada saat 00.30’du. Geminin kaptanı Moore, gemisinin yönünü Titanic’in verdiği koordinatlara çevirip, oraya ulaştığında saat 04.10’du.

Verilen koordinata giden gemi, orada hiçbir şey bulamadı. Çünkü Titanic’in vermiş olduğu pozisyon, gerçek yerinden 12 km uzaklıktaydı.

Eğer Titanic doğru koordinatları vermiş olsaydı, Mount Temple büyük olasılıkla, RMS Carpathia gemisinden daha önce varacaktı.

 


 

Buzdağı fark edildiğinde, geminin rotasının değiştirilmesi talimatı sadece 30 saniye önce verilmiş olsaydı, Titanic bugün kurtulmuş olacaktı.

 


 

Titanic’te bulunan Thomas Byles isimli rahip, kendisine teklif edilen iki filikaya da binmeyi reddetti. Bunun yerine gemide kalan insanların itiraflarını dinleyerek günah çıkarmalarını sağladı. Rahip Thomas Byles kırk iki yaşındaydı.

 

 

RAHİP THOMAS BYLES

 


 

Titanic’ten kurtulan şanslı Japon adamın ülkesine döndüğünde, diğer kurbanlarla beraber ölmediği için korkak biri olarak görüldüğü, hep aşağılandığı söylenir.

İşte bu adam Masabumi Hosono’ydu. Hosono son derece varlıklı bir aileye mensuptu. Çarpma gecesi bir görevli tarafından uyandırılmıştı. Kamarasından çıkan Hosono’nun güverteye çıkmasına izin verilmedi; üzerinde son derece pahalı ve gösterişli giysiler olmasına rağmen, Asyalı olduğundan dolayı üçüncü sınıf yolcu sanılmıştı.

Dil sorunu ve ortamdaki kaos yüzünden derdini bir türlü anlatamayan adam, görevlinin bir anlık dikkatsizliğinden faydalanarak aradan sıyrıldı ve güverteye çıktı. Kendisini daha büyük bir kaosun ortasında bulan Hosono, bir filika görevlisinin “İki kişilik yer var!” diye bağırdığını duyar.

İlk başta kadınlar ve çocukları düşünerek tereddüt etse de kurtulma ve ailesine kavuşma isteği ağır basar. Başka bir erkeğin de filikaya atladığını görünce, o da filikaya biner. On numaralı filikadaki Hosono; Asyalı olmasından dolayı üçüncü sınıf yolcusu olduğunu düşünülerek, yol boyunca diğer kazazedeler ve mürettebat tarafından aşağılamalara ve hakaretlere maruz kalır.

2020-05-30T17:33:38+03:0024 Ekim 2018|Olaylar|Titanic için yorumlar kapalı