Mao Zedong

//Mao Zedong

Mao Zedong

 


 

Ülkenin sanayileşmesini hızlandırma baskısı altında özel mahkemeler kurulmuştu. Ekonomi suçları için hapis cezaları veriliyordu! Bu suçlar arasında şunlar vardı; özensizlik, sık sık işe gelmeme, malzemelerin usulüne uygun olmayan kullanımı ya da çalışma kurallarını dikkate almaması.

Aslında 1950’li yılların başlarında Çinlilerin birçoğunun yaşam standartlarında gözle görülür bir iyileşme yaşanmıştı. Yeni hükümet enflasyonu ve yüksek işsizlik oranını düşürmüştü.

1952 yılında kabul edilen evlilik yasası, erkeğin kadının hayatı üzerindeki mutlak kontrolünü ortadan kaldırmıştı. Kadın-erkek eşitliği sağlandı, başlık parası, zorla evlendirme, son derece barbar bir adet olan ayak bağlama (kızların ayaklarını küçücük ayakkabı tarzı kılıflara sokarak, ayakların küçük gösterilmesi geleneği) yasaklandı.

Sağlık sistemi yeniden inşa edildi. Yaşam ortalaması 1949’da ortalama otuz beş iken, 1975’te altmış üçe çıktı; çocuk ölüm oranı 1950’de binde 200 iken, 1975’te elliye düştü.

 


 

Sovyetlerin desteğindeki Kuzey Kore güçleri, 25 Haziran 1950 günü Güney Kore’yi işgal etti. ABD ve Birleşmiş Milletler, Güney Kore’ye destek için seferberlik başlattı.

Çin Halk Cumhuriyeti de komünist Kuzey Kore’yi destekledi. ABD, BM ve Güney Kore güçleri Çin sınırına yaklaştığında, Çin silahla karşılık verdi.

Üç yıl süren Kore Savaşı’nda 4 milyon kişi hayatını kaybetti. BM, Çin ve Kuzey Kore arasında 1953’te resmî ateşkes ilan edildi.

Kore Savaşı’nda kahraman Türk askerlerimiz; üç gün boyunca Çinlilerle savaşmış, onların ilerleyişini durdurmayı başarmıştı. (Kunu-ri Muharebesi)

 


 

Mao, 1958’de “Büyük İleri Atılım” projesini ilan etti. Büyük bir ekonomik plan belirlemişti. Kırsalda yaşayan herkesi “kontrolü daha kolay olacağı” gerekçesiyle komünlere yerleştirmişti. Komünlerin, devlet tarafından konan tahıl ve çelik üretim kotalarına erişmeleri ve bir bölümünün devlete hibe etmeleri beklendi.

Bütün toprakların yanı sıra, hayvan ve saban gibi üretim araçları, komünlerin ortak malı ilan edildi. Mao bu adımla köylü toplumunu, bir anda sanayi toplumuna dönüştürmeyi kafasına koymuştu. Hedef, çelik üretiminde diğer bütün ülkeleri hatta İngiltere’yi geçmekti.

Köylerinden boşaltılan insanlar, zorunlu işçilik yaptıkları kamplara tıkıldılar ve karın tokluğuna çalıştırıldılar. Dünün çiftçileri, ertesi gün uyandıklarında fabrika işçileri olmuşlardı.

 


 

Birçok komünün elinde çok az gıda maddesi kalmıştı ve hedefe ulaşmak için cahil köylüler çatal, bıçak, kapı kolları, menteşeler, tencereler ellerine ne geçerse eritmeye başladılar ve hükümete teslim ettiler.

Bu işe yaramaz çelik kamusal alanlarda (köprü, baraj vs.) kullanıldı. Bu adi çelikle yapılan, kötü dizayn edilmiş yapıların çoğu yıkıldı ya da terk edildi.

 


 

Mao, 1958’de tarlalara ve ürünlere zarar veren serçeler ve haşerelere karşı seferberlik ilan etti. İnsanlar, yirmi dört saat boyunca organize olarak serçelere ve serçelerin yuvalarına zarar verdiler. Serçeleri kaçırmak için korkuluklar ve kırmızı bayraklar üretildi. Atış ekipleri kuruldu ve serçe öldüren vatandaşlara devlet tarafından bazı ufak tefek ödüller verildi.

1960 baharında tarlaları böcekler bastığında, öldürülen serçelerin böcekleri yiyerek aslında faydalı oldukları fark edildi. Mao, öldürülen serçeleri “düşmanlar” listesinden çıkarttı. Fakat çok geç kalınmıştı, çünkü ülkede zararlı böcekleri yemesi beklenen serçelerin soyları neredeyse tükenmişti.

Ortada serçe kalmayınca, çekirge ve haşere nüfusu tavan yaptı. Çekirgeler, haşereler, kötü hava koşulları, çiftçilik yapan nüfusun azlığı birleşince 1958-1961 yılları arasında 38 milyon kişinin ölümüne sebep olan “Büyük Çin Kıtlığı” başladı.

 

 

SERÇELER VE HAŞERELERDEN GERİYE PROPAGANDA AFİŞLERİ KALDI

 


 

1958 yılından itibaren üç yıl boyunca Çin’in tarım üretimi dibe indi. “Büyük İleri Atılım” projesi; uygulanan yanlış politikalar, beklenmeyen kuraklık tarım üretimini olumsuz etkiledi felaketle sonuçlandı.

İnsanların yiyecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Midelerini ne buluyorlarsa onunla dolduruyorlardı; yapraklar, çimen, yaban otları, deri, saman, tüy, sokak hayvanları, böcekler…

Ama her şey bitince, yamyamlığa başladılar. İnsanlar, yeni gömülen cesetleri çıkarıyorlardı. Ne zaman birisi ölse aile üyeleri kişinin ölümünü saklayıp, cesedi kendilerine ayırması çok sık görülen bir olaydı.

1942 yılında da Japonların Çin’e açtığı savaş sebebiyle yine büyük bir kıtlık yaşanmış, Henan eyaletinden batıya göç eden Çinlilerden üç milyon kişi açlıktan ölmüştü.

Merak edenler için; bu konuyla ilgili 2012 yapımı “Back To 1942” (1942’ye Dönüş) filmini izleyebilirsiniz.

 

 

1942’DEKİ ÇİN KITLIĞINI EN İYİ ANLATAN MÜTHİŞ BİR FİLM

 


 

Halk açlıktan ölürken, Mao ülkenin milli gelirini Gobi Çölü’ndeki nükleer testlere harcıyordu. Mao’nun yaptıklarına karşı çıkanlar kendini hapishanede buluyordu. 1964’te ilk atom bombasını ateşlemesinden itibaren Çin, SSCB ve ABD karşısında ikinci bir “komünist” süper güç olarak ortaya çıkmış oldu.

 


 

“Büyük İleri Atılım” adı altında yapılan proje tam bir fiyasko olmuştu. Ama hiç kimse bunu Mao’ya söylemek istemedi. Çünkü Mao, kendisini “yanılmaz lider” olarak görüyordu ve politikalarını eleştirenleri, makineli tüfekli mangalara taratmak gibi bir huyu vardı. (!?) O yüzden yardımcıları kıtlık gerçeğinden bile ona aylarca bahsetmediler.

 


 

“Büyük İleri Atılım” reformuyla uygulanan endüstrileşme modeli ülke ekonomisini kötüye götürmüştü. Yine aynı dönemde Çin-Sovyet ilişkileri de bozulmuştu. Çin’in yanında saf tutan SSCB’nin de ekonomik yardımları kesmesiyle kıtlık daha da artmıştı.

ÇKP iktidarı döneminde yaşanan bu olumsuzluklar parti içinde Mao Zedong’a karşı yeni bir muhalefet dalgasının oluşmasına sebep oldu. Ve Mao devlet başkanlığı görevini bırakmak zorunda kaldı. Mao’nun ardından yeni devlet başkanı olarak Liu Shaoqi (27 Nisan 1959) başa geçti. Mao ise parti başkanı oldu.

Mao’nun ardından göreve gelen Shaoqi, başkanlık dönemi boyunca hem ülkenin sosyo-ekonomik yapısıyla hem de ülke yönetimini elinden bırakmak istemeyen Mao’yla mücadele etmiştir.

Siyasi, sosyal, askeri alanda sayısız mücadele vererek ülke iktidarını ele geçiren Mao ve yoldaşları, devlet üzerindeki nüfuzlarını yeniden kazanmak adına “Kültür Devrimi” denen dönemi başlattılar.

 


 

Mao, 1966-1976 yılları arasında “Çin Kültür Devrimi” başlatarak, yeni bir ulus inşa etmeye soyundu. Aslında “Kültür Devrimi”ni başlatan esas olay parti içi muhalefettir. İktidar doğrudan doğruya “Kızıl Muhafızlar”a verildi. Kızıl Muhafızlar, çoğunlukla gençlerden oluşuyordu. Bu birliklere kendi mahkemelerini oluşturma gibi yetkiler dahi verilmişti.

Kültür Devrimi; gelenek, görenek, eğitim ve bilgiye karşı savaş açtı. Entelektüel, okumuş, yazmış kişileri çalışma kamplarına gönderdi. Budist rahipleri hapse attırdı. Buda heykelleri yıkıldı, Müslümanlara zorla domuz kestirdi, okulları kapattırdı, yabancı dilde kitap okuyanlar hapse atıldı.

 

 

Kilise ve tapınaklar kapatıldı. Asırlara meydan okumuş, tarihi binalar yerle bir ediliyor, özellikle bu yerle bir etme işlerinde ülkedeki aydınlar ve entelektüeller çalıştırılıyordu.

Öğretmenler ve okul yöneticileri Mao’nun kışkırtmalarıyla; öğrenciler tarafından öldürülüyor, okumuş, yazmış insanların cesetleri sokaklarda dolaştırılıyordu. Sırada sanatçılar, akademisyenler, yabancı diplomatlar vardı. Eski kitaplar, Konfüçyüs yazmaları uluorta yakılıyor, yazarlara işkenceler yapılıyordu.

Operalar, tiyatrolar, filmler devrimci propagandaya uygun olacak şekilde yeniden tasarlanıyordu. Mao ne zaman eski bir yoldaşını lanetlese, Kızıl Muhafızlar o kişiyi öldürmeyi bir görev sayıyordu.

Kültür Devrimi esnasında özellikle “düşman merkezi” olarak görülen üniversitelerde korkunç kıyımlar yaşandı.

Mao’ya ve devrime aşkla bağlı, gönüllü gençlerin oluşturduğu “Kızıl Muhafızlar” üniversite hocalarını kalabalıklar içinde sürüklüyor, bazen de linç ederek öldürüyorlardı.

Bian Zhongyun, Kültür Devrimi’nin ilk kurbanıydı. Elli yaşındaki zavallı kadın, tekmeler ve çivili sopalarla dövülerek, öğrencileri tarafından linç edildi. Zhongyun, kanlar içinde, on yedi yıldır görev yaptığı okulun bahçesinde son nefesini vermişti.

Kızıl Muhafızlar evlere giriyor, kitapları yakıyor, plakları ve tabloları parçalıyor, yerleşik kültüre ait ne varsa hepsini yok ediyorlardı. Baskı ve cinayet dalgaları üç seneden fazla sürdü. Binlerce insan öldürüldü ve ekonomi dibe vurdu. Kültür Devrimi, Mao’nun 1976’da ölümüne kadar devam etmişti.

Bugünkü Çin’de bu dönem “On yıllık kaos” diye isimlendiriliyor, ders kitaplarında bahsi bile geçmiyor.

 

 

Mao’nun beyinlerini yıkadığı Kızıl Muhafızlar, devrimin bekçiliğini yaptı ve yüzbinlerce (bazı kaynaklara göre bir milyon) insan öldü.

 

 


 

Mao, kadınların saçını başını yapmalarını, etek giymelerini, yüksek topuklu ayakkabılarla dolaşmalarını yasakladı. Kadınları, koyu yeşil kalın kumaş pantolon ve gömlekten oluşan son derece sevimsiz bir kıyafet giymeye zorladı.

 


 

Mao, yaptığı Kültür Devrimi’nde, düşüncelerini kitaplaştırmakta gecikmedi. Mao’nun özlü sözlerinden oluşan Kırmızı Kitap, 1964-1976 yılları arasında tahminen 5-6 milyar adet basılmıştı. Kültür Devrimi esnasında bu kitabı her Çinlinin üzerinde taşıması zorunluydu. Cepte taşınabilir boyutta basıldığı için kitaba “Küçük Kırmızı Kitap” denmiştir.

Kitapta Mao’nun hayata dair her türlü düşüncesi maddeler halinde sıralanıyordu. Dinin yasaklandığı bu ülkede artık kutsal kitap “Kırmızı Kitap”tı ve dünyada İncil’den sonra en çok basılan kitap olmuştu. Bu kitabı taşımayan Çinliler, Kızıl Muhafızlar tarafından dövülüyordu.

 

 


 

1971 yılında Japonya’daki Dünya Masa Tenisi Şampiyonası’nda, Amerikalı ve Çinli sporcular arasında dostluk ilişkileri gelişmişti. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen Mao, Amerikan Ping-Pong Milli Takımı’nı, Çin ile bir gösteri maçı yapmak üzere davet etti. Bu davet ABD tarafından olumlu karşılandı. İki farklı kutuptaki ülkenin, ilk resmi buluşması bütün dünyada merak uyandırdı.

14 Nisan 1971’de Ping-Pong takımları gösteri maçı yaptılar. Bunun üzerine ABD Başkanı Nixon, yaklaşık yirmi yıldır Çin’e uygulanan ticari ambargoyu kaldırdı ve Amerika’ya gelmek isteyen Çinlilere vize verileceğini açıkladı.

Tarihe “Ping-Pong Diplomasisi” olarak geçen bu olayla Amerika ve Çin arasındaki buzlar erimeye başladı. Bu yakınlaşmanın sonucu, Çin Halk Cumhuriyeti 25 Ekim 1971’de BM’ye kabul edildi.

(Ünlü Forrest Gump filminde bu olayla ilgili bir gönderme de vardır.)

 

 

FORREST GUMP FİLMİNDEN BİR SAHNE

 

Ping-Pong Diplomasisi’nin başlamasının ardından Richard Nixon, 1972’de Pekin’e ziyarette bulundu ve uluslararası politikada yeni bir sayfa açıldı. Mao ile Nixon zirve toplantısı yaptı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini amaçlayan Shanghai anlaşması imzalandı. Ancak yakınlaşma süresi ağır işledi.

 


 

Mao, hayatının son yıllarında Parkinson hastalığına yakalandı. Ayrıca akciğer ve kalbinde de sorunlar vardı.

Ecel 9 Eylül 1976 gecesi Mao’nun da kapısını çaldı. Tiananmen Meydanı’na toplanan binlerce insan ağlayarak, dizlerini dövdü. Asla bir başkasıyla kıyaslama şansları olmadığı “eşsiz” başkanları ölmüştü. Mao’nun mumyalanmış cesedi meydanlarda sergilendi.

 

 


 

Mao’nun ölümünden sonra, Çin’de iktidar mücadelesi ortaya çıktı. Muhalefet gruplarından biri de daha sonra “Dörtlü Çete” olarak anılan ve Mao’nun karısının da içinde bulunduğu gruptu. Ancak, iktidar koltuğunu Deng Xiaoping kazandı.

 


 

Mao Zedong, 1 milyar insana tam yirmi yedi yıl başkanlık yaptı.

 


 

Mao’nun yazdığı bazı kitaplar “Sovyet İktisadının Eleştirisi”, “Kültür, Sanat ve Edebiyat Üzerine”, “Çelişki Üzerine”, “Yeni Demokrasi Üzerine”, “Teori ve Pratik”.

 


 

Kültür Devrimi sırasında “Ne kadar okursanız o kadar aptal olursunuz.” demesine rağmen, kendisi sıkı bir okurdu. Halka, klasik Çin şiirlerini okumayı yasaklamasına rağmen kendisi iyi bir şairdi, şiir kitabı bile yazmıştı.

 


 

Mao, “Uzun Yürüyüş” sırasında, mesafenin büyük bir bölümünü at üzerinde tamamlasa da gazetecilere diğerleri gibi yürüdüğünü söyleyerek “Halk Adamı” imajını pekiştirme yoluna gidecekti.

 


 

Ülkede yaklaşık 38 milyon kişi yanlış ve akılsızca uygulanan politikalardan kaynaklanan, kıtlıklar ve hastalıklardan dolayı ölmüştü.

Fakat Çin’deki okul kitapları ise bu rezillikten asla söz etmeyecekti. Kitaplara göre, 1958-1961 yılları arasında meydana gelen felaketlerden dolayı “bazı sıkıntılar” yaşanmıştı.

 


 

“Komiterm” burjuvazi rejimini yıkmak için, Sovyetlerde kurulmuş komünist bir örgüttü, hedefi Marksist Sosyalizmi ve devrimciliği dünyaya yaymaktı.

Emrindeki askerlerle Jinggang dağlarına yerleşen Mao, bölgedeki eşkıyalar üzerinde de hâkimiyet kurmuştu. Mao, buradan çevreye saldırılar düzenliyordu ve artık adı basında sıkça geçer olmuştu.

Bu sıralarda Çin’de “Komiterm” in inisiyatifiyle gerçekleşen bütün ayaklanmalar başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak Mao başarıyordu. Artık Çin’deki mücadele Mao’nun egemenliğinde yürüyecekti.

1928’de Moskova’da yapılan ÇKP Kongresi’nde Mao yoktu ama onun şanı Moskova’ya kadar gelmişti. Kongreye sunulan raporda, Mao’nun askerlerinin “bir parça haydut karakterinde oldukları” yazılmıştı. Buna rağmen Mao kongrede “ana savaşçı lider” olarak tanındı.

Kongrede, 9 Haziran’da Çin Partisi liderleriyle yaptığı görüşmede Stalin’n Mao’yu bizzat övdüğü anlatılmıştı.

 

2020-06-16T15:44:51+03:0012 Kasım 2018|Kişiler|Mao Zedong için yorumlar kapalı