Joseph Stalin

//Joseph Stalin

Joseph Stalin

 

Joseph Stalin (18 Aralık 1878 Gori (Gürcistan) -5 Mart 1953 Kuntsevo)

Gürcü asıllı Sovyet devlet adamı, Mareşal ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri.

 


 

Babası Vissariyon İvanoviç Cugaşvili fakir bir kunduracı, annesi Ekaterina Geladze ise çamaşırcıydı.

Stalin sanılanın aksine Rus değil, köyde büyümüş bir Gürcü çocuğuydu. Ve asıl adı da Yosif Vissariyonoviç Çugaşvili’dir.

Yaşıtlarına göre çok ufak tefek olan Stalin’in oldukça zor ve fakir bir çocukluk dönemi geçirdiği söylenir. On iki yaşında iki kez at arabası kazası geçiren Stalin’in sol kolu sakatlanmış, hayatı boyunca hiçbir zaman tam olarak iyileşmemiş ve bu sakatlık nedeniyle askere alınmamıştır. Yüzünde, geçirdiği çiçek hastalığının izleri vardı.

On altı yaşında burs kazanarak Tiflis’te bulunan Ortodoks Ruhban Okulu’na gitti. 1899 yılında devrimci hareketlere karışınca, okulundan atıldı. Neredeyse rahip olacakken, sonrasında ateist oldu.

 


 

İlk işi bir gözlemevinde, hava gözlemi yapan meteroloji uzmanlığıydı.

1900’da Lenin’le birlikte RSDİP’i kurdular. (Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi)

Stalin, ilki 1902 yılında olmak üzere, Çarlık rejimine muhalefetten dolayı birkaç kez tutuklandı.

1905 yılında Transkafkasya Rus Devrimi’ne katıldı.

 


 

İlk eserini 1907 yılında yayınlayan Josef Stalin, “Anarşizm mi, Sosyalizm mi?” ile neredeyse tüm dünya tarafından okunmuştur. Eserlerinden bazıları, “Leninizm’in İlkeleri, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, Marksizm ve Ulusal Sorun”dur.

 


 

Bolşevikler tarafından devrimci faaliyetlerine kaynak oluşturmak için 26 Haziran 1907 tarihinde Tiflis’te bir banka soygunu yapıldı.

Sevk edilmekte olan yüklü miktarda para (341.000 ruble; 2008 yılında 3,4 milyon dolar) Erivan meydanında, posta arabasına silah ve bombalarla saldırı sonucu gerçekleşti. Resmi kaynaklara göre saldırıda kırk kişi hayatını kaybetmiş, elli kişi yaralanmıştı. Bu banka soygununu Stalin planlamış ve organize etmişti.

 


 

1913’de St.Petersburg’a taşınan Stalin, Pravda (Gerçek) isimli Bolşevik gazetesinin editörü oldu. Josef Stalin’in soyadı “Çelik Adam” anlamına gelmektedir. Pravda gazetesinde “Stalin” takma adıyla makaleler yazmaya başlayan Yosif Visaryonoviç Cugaşvili’yi bütün dünya daha sonra “Stalin” olarak tanıyacaktı.

 


 

1913’te ömür boyu hapis cezasıyla Sibirya’ya gönderildi.1917’deki Ekim Devrimi’nin ardından çıkarılan genel afla serbest bırakıldı.

Komünist ideolojinin simgesi olan Lenin, yurt dışından yazdığı makalelerle işçi sınıfını bilinçlendirmeye çalışırken, Stalin sokakları örgütlüyordu. Lenin, Stalin’in sadakatini her zaman takdir etti ve devrimden sonra sistemin iki numaralı adamı yaptı.

1917 Ekim Devrimi’nden sonra Lenin başkanlığındaki Sovyet Hükümeti’nde, Milliyetler Halk Komiseri oldu.

 

 

LENİN İLE

 

Stalin, Lenin’in ölmesiyle birlikte Komünist Partisi Genel Sekreteri oldu. Liderlik konumuna Lenin sayesinde geldi, fakat ilerleyen dönemlerde Lenin’in önderliğinde yok edilmek istenmişti.

Lenin, 4 Ocak 1923 tarihli vasiyetinde Stalin hakkında şunları yazmıştı:

“Stalin çok kaba. Biz komünistler arası ilişkilerde bir nebze olsun dayanılabilir olan bu kusur, genel sekreterlik görevi sırasında katlanılmaz bir hal alıyor. Bu nedenle yoldaşları, Stalin’i bu görevden uzaklaştırma yolları konusunda düşünmeye davet ediyorum. Bir de bu göreve birçok bakımdan ondan üstün, daha sabırlı, daha sadık, daha nazik, daha kaprissiz, yoldaşlarına karşı daha kibar birini getirmeyi öneriyorum.”

Lenin bir başka mektubunda ise diğer seçenek Lev Troçki’den de şüphelerinin olduğunu yazmıştı. Lenin’in kendisinden sonra yerine gelecek kişi konusunda kaygıları vardı. Fakat bir varis bırakmak yerine, kararı Komünist Parti’ye bırakmıştı.

Ancak Stalin en iyi halini takındı ve diğer Sovyet liderleri yoldaş Lenin’in fazla acımasız davranmış olabileceğini düşündüler. Liderler Troçki’yi sevmiyorlardı ve onun iktidarı ele geçirebilmek için Kızıl Ordu’yu kullanabileceğini düşünüyorlardı. Stalin, yavaş yavaş bu büyük iktidar mücadelesinde üstünlüğü ele geçirdi.

Genel sekreter olarak Stalin her parti üyesi hakkında dosya tutuyordu. Bütün önemli kararların alındığı büyük parti kongrelerinde neredeyse salondaki delegelerin tamamı Stalin tarafından bizzat seçilmiş oluyordu. Artık Troçki’nin hiç şansı yoktu.

Troçki kendi fikirlerinin oy çokluğuyla engellenip, kınanmasını izlemek zorunda kaldı ve 1927 yılında hem Komünist Parti’den atıldı hem de Sovyetler Birliği’nden sürgüne gönderildi. (Sürgün döneminin bir bölümünü İstanbul’da geçirmişti.)

İktidar mücadelesini Lenin’in mektuplarına ve Troçki’nin tüm gizli girişimlerine rağmen, Stalin kazanmıştı.

 


 

1924’te Lenin’in ölümünden sonra, parti içindeki tüm muhalefeti kurnazlıkla ortadan kaldırdı. Muhalifler önce sürgüne yollandı, fakat sesleri kesilmeyince taktik değiştirdi.

Bu kez de muhalifler mahkemelerde yargılanmaya başlandı. Hepsi “halk düşmanı” veya “dış güçlerin maşası” olmakla suçlandı, idam edildi.

1930’ların sonuna doğru “Büyük Temizlik” adını verdiği bir girişim yaptı. Toplumun her tabakasındaki “hain ve muhalifleri” ortadan kaldırmak için yaptığı “Büyük Temizlik” sonrası olayları “Adam yoksa sorun da yoktur!” diye özetlemişti.

Lenin’in ölümünden sonra iktidar mücadelesine girdiği; en büyük muhalifi olan, Mexico City’e kaçan Lev Troçki’yi bir suikastle öldürttü. (Troçki, gazeteci kılığında bir ajan tarafından baltayla öldürülmüştü.)

 


 

İktidarı ele geçiren Stalin, adeta komünist bir Çar olmuştu. Yetkileri sınırsızdı. Tek düşünce gücü kendisiydi. Hiç kimse karşısında duramıyordu. Bolşeviklerin devirdiği Çar bile bu kadar rahat hareket etme imkânına sahip değildi. Kurnazca bir “birlik, beraberlik” duygusu ortaya koymuş, kendisini de “lider” olarak belirlemişti. Tanrı inancını, monarşiyi, geleneksel değerleri ortadan kaldırmış, yerine “güçlü bir lider” imajını empoze etmişti.

Yazılı basın, posterler, heykeller, adına yazılan okul şarkılarıyla halkın beyni adeta yıkanmıştı. Artık herkesin düşüncesi aynıydı:

“Ulusumuzun babası eşsizdir! Her şeye gücü yeter!”

 


 

Kısa zamanda sanayileşmiş ülkeler sınıfına katılıp, kapitalist ülkelere rakip olmak istiyordu. Yalnız bir sorun vardı. Stalin’in işçilere ödeyecek parası yoktu. Fakat madem ki proleter (emekçi, işçi) diktatörlük isteniyordu, o halde bedava çalışacaklardı tabi ki. (!?)

 


 

Stalin, derhal daha önce eşi benzeri görülmemiş bir sanayi hamlesi başlattı. Tüm toprakları millileştirerek, tarım üretimini tek elde topladı. Artık hiç kimse kafasına göre ekip, biçemeyecekti. Ne lazımsa ve kaç adet lazımsa, ihtiyacı “Moskova” belirleyecekti.

Zaten 1917’deki Ekim Devrimi’nin nedenlerinden biri de toprak reformu yapmak, zenginlerin elindeki toprakları alarak, köylülere dağıtmaktı.

İlk mücadele 1929’da “kulak”larla başladı. Kulaklar, zengin köylüler anlamına geliyordu. Arazilerine el konan kulaklardan isyan eden, karşı çıkanlar ya tutuklandı ya da sürgüne gönderildi.

 


 

Sanayi hamlesi başlatan Stalin, “Beş Yıllık Üretim ve Yatırım Planı”nı devreye soktu. 1930’lu yıllarda bütün kapitalist ülkeler “Büyük Bunalım” krizini yaşarken, Sovyetler hızla sanayileşti.

Stalin, enerji yatırımlarına büyük önem verdi. Ülkenin her yerinde hidroelektrik santralleri kuruldu. Ağır sanayi yatırımları arttı, eski fabrikalar modern hale getirildi, yeni fabrikalar kuruldu.

Demir-çelik, petrol, gaz üretiminde ve maden işletmeciliğinde önemli gelişmeler sağlandı.

Sovyet Ordusu, dönemin en büyük ordularından biri haline geldi. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler arttı. 2. Dünya Savaşı’ndan önce binlerce büyük ölçekli sanayi tesisi açıldı.

1932’ de baş gösteren kıtlığın ardından, 1934’den itibaren tarımsal üretimde bir artış kaydedilmeye başlandı ve bu artış 1937’ye kadar sürdü. 1937’de tahıl, pamuk, şeker gibi maddelerin üretimi 1913’deki üretimin 1,5-3 katına yükselmişti.

Stalin’in uygulamaya koyduğu ekonomik program sayesinde 1940’larda Sovyetler Birliği artık ekonomik bir güç haline gelmiş, sanayide yüksek büyüme oranlarına, üretimde büyük artışlara ulaşılmıştı.

Moskova ve Leningrad gibi kentler tam bir sanayi kenti olmakla kalmamış, sıfırdan yeni kentler inşa edilmişti. Ülke baştan başa demir yollarıyla örülmüş, her yerde fabrikalar açılmıştı.

Urallar’daki Magnitogorsk gibi büyük şehir kompleksleri, büyük barajlar ve hidrojen istasyonlarının bulunduğu yeni şehirler inşa edildi. 1935’te Sovyetler Birliği elektro enerji üretiminde birinci oldu. (Almanya ve Amerika ikinci olmuştu.)

Stalin, asgari işsizlik, ücretsiz barınma, ücretsiz eğitim ve ücretsiz sağlık hizmetleri içeren bir sistemle ülkenin altyapısını modernize etti. Sovyetler Birliği, çarların yarı-sömürge ülkesinden modern bir süper güce dönüşmüştü.

1940 yılı sonunda SSCB’nin ağır sanayi üretimi 1913’dekinin on iki katına ulaşmıştı!

 


 

Hükümetin zorla çiftliklere el koyması, köylülerin bir anda sanayi işçisine dönüştürülmesi toplumda sıkıntı yaratmıştı. Hızlı kolektivizasyon (çiftçilerin paylarını birleştirerek, büyük bir çiftlik oluşturması ve burada birlikte çalışarak kârdan pay alması) tarımsal üretimde hızlı bir düşüşe, kıtlığa ve milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu.

Kolektivizasyonu gösteren propaganda afişleri güneşli tarlalarda Moskova’dan gelen son neşeli yazıyı okuyan mutlu köylüleri gösteriyordu, fakat gerçek çok farklıydı. Köylüler bildikleri tek yolla direndiler, mahsulü saklayarak.

Stalin, köylüleri “kulak” -herkes açlık çekerken sefa süren zengin köylüler- olmakla suçluyordu.

Kooperatif üretimi kabul etmeyen Ukrayna köylüleri çalışmayı reddedince Stalin’in tepkisi çok sert oldu. Tarımsal üretime Moskova yönetimi tarafından el konuldu. NKVD köyleri dolaşıp yiyecekleri, ürünleri köylülerden zorla aldı.

Direnenler “karşı devrimcilik” suçlamasıyla ya idam ediliyor ya da ağır çalışma koşullarına sahip, toplama kamplarına gönderiliyorlardı.

Gulag (Sibirya’daki toplama kampları) insanların çalıştırılarak öldürüldükleri bir yerdi. Gulag kampı dünyanın bittiği yerdir…

İdamlardan ve çalışma kamplarından kurtulanları ise bir başka tehlike bekliyordu: Kıtlık.

Tarımın merkezleştirilmesi fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Ukrayna’da açlıktan ölen insan sayısı yaklaşık sekiz milyondu. (Holodomor Olayı)

 

 

GULAGLAR’DA İNSANLAR ÖLESİYE ÇALIŞTIRILDI

 

Bu arada Sovyetler’in gizli servisi KGB’nin atası NKVD (İçişleri Halk Komiserliği),

1930’larda Stalin’in orağıydı adeta. Muhaliflerin kapısında hemen NKVD ajanları beliriyordu. Arkasından sorgular, fişlemeler ve çoğunlukla da infazlar…

1936’da “Moskova Davaları” başladı. Bu yargılamalarda, Bolşevik Partisi’nin 1917’deki Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren Zinovyev ve Kamanev, Karl Radek, Georgiy Pyatakov, Grigory Sokolnikov, Bukharin ve Rykov, Rakovsky gibi tüm lider kadroları işkence altında “devrime ihanet ettikleri” yönünde itiraflara zorlanarak, tasfiye edilip öldürüldüler.

 


2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, Stalin Sovyet Orduları Başkomutanı oldu.

 


 

1939’da Hitler Almanya’sıyla Molotov-Ribbentrop (Saldırmazlık Antlaşması) imzaladı.

 


 

Almanya Batı Polonya’ya girince, çok geçmeden Kızıl Ordu’da Nazi-Sovyet Paktı’nın gizli protokollerine uygun olarak, doğudan Polonya’ya girdi.

Polonya’nın işgalinden sonra, Sovyetler Birliği hem sınır değişikliklerini hem de topraklarında Sovyet üslerini kabul etmeleri için, Baltık ülkelerine ve Finlandiya’ya baskı uygulamaya başladı.

Sovyet taleplerine boyun eğen Estonya, Litvanya ve Letonya işgal edildi. Fakat Finlandiya o kadar uysal bir tavır takınmadı, Sovyet taleplerini geri çevirdi.

Sovyetler daha önce Mançurya, Polonya ve Baltık ülkelerinde kazanılan askeri başarılardan dolayı, zaferden emin bir şekilde Kasım 1939’da Finlandiya’ya karşı bir istila harekâtı başlattı. Ve Finlandiya’daki savaş feci bir gidişata dönüştü. Sovyet askerler, sağlam Fin savunma hatlarını yaramadı.

Sovyet takviye birlikleri, Fin direnişini sonunda kırmayı başardı ve Fin Hükümeti’ni barış istemeye zorladı. O zamana kadar geçen dört ayda, 126 bin ölü ve yaklaşık 300 bin yaralı vardı. Stalin Finlandiya’yı işgal edemedi, sadece bazı isteklerini kabul ettirebildi.

 


 

1940 yılında Polonya ve diğer ülkelerdeki işgallerde, Kızıl Ordu’ya tutuklamaları ve idamları yürütecek NKVD birimleri eşlik etti.

NKVD, Smolensk yakınındaki Katin Ormanı’nda 15 bin Polonyalı savaş tutsağı ve 7 bin tutukluyu kurşuna dizdi. (Katyn Katliamı)

Bu katliam, NKVD için oldukça büyük bir “kara iş” idi, fakat bu görevi yapacak bir adam vardı. Baş infazcı Vasiliy Blohin, Polonyalı tutukluların bulunduğu kampa gitti.

Orada kendisi ve diğer iki Çekist (Çeka; SSCB’nin İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı) keçe kaplı, ses geçirmeyen duvarları olan bir kulübe inşa ettiler. Ve gecede 250 kişinin kurşuna dizilmesini gerektiren bir kota üzerinde anlaştılar.

Blohin, deri kasap önlüğü giydi ve başına kepini geçirdi. Gelecekte yapılması muhtemel bir soruşturmayı saptırmak için, Walther marka bir Alman tabancası kullanarak, tam yirmi sekiz gece boyunca 7 bin kişiyi öldürdü.

Cesetler çeşitli yerlere gömüldü. 4.500 kişi Katin Ormanları’na defnedilmişti. SSCB bu katliamın sorumluluğunu uzun süre reddetmiş, katliamı Nazilerin yaptığını iddia etmişti.

Oysa bu “casus, sabotajcı, iflah olmaz, Sovyet iktidarı düşmanları” kişilerin (Polonyalılar kastediliyor), “Yoldaş Merkulov, Kobulov ve Baştakov…tarafından yargılanmaları” gerektiğine dair bir rapor hazırlanmıştı.

İlk imzayı Stalin attı ve imzasının altını çizdi. Daha sonra bu raporu Voroşilov, Molotov ve Mikoyan imzalamıştı.

(Ekim 1992’de, Eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, dönemin Polonya Devlet Başkanı Lech Walesa’ya katliamla ilgili, Stalin tarafından imzalanmış belgeleri teslim etmişti.)

Katliamı gerçekleştiren infaz memuru Vasiliy Blohin, 1955 yılında intihar ederek, yaşamına son verdi.

 

2020-06-14T13:51:58+03:0007 Kasım 2018|Kişiler|Joseph Stalin için yorumlar kapalı