John Fitzgerald Kennedy “JFK”

//John Fitzgerald Kennedy “JFK”

John Fitzgerald Kennedy “JFK”

 

John Fitzgerald Kennedy (29 Mayıs 1917 Brookline-22 Kasım 1963 Dallas)

ABD’nin otuz beşinci Başkanı John Fitzgerald Kennedy; 1946 yılında siyasete girmiş, sekiz yıl sonra henüz kırk üç yaşındayken başkan seçilmiştir. 22 Kasım 1963 Cuma günü saat 12.30’da Dallas’ta bir suikast sonucu öldürülmüştür.

 


 

John Kennedy, oldukça zengin ve güçlü bir ailenin oğluydu. Babası Joseph Kennedy 1938 yılında ABD’nin Londra Büyükelçisi olduğunda, oğlu Kennedy bir süre onun sekreterliğini yapmıştı.

 


 

John, Harvard Üniversitesi’ndeki tezinde, İngiltere’nin yaklaşmakta olan savaşa ne kadar hazırlıksız olduğunu irdelemişti. 1940 yılında bu tezi Why England Slept? (İngiltere neden uyudu?) isimli bir kitaba dönüştürülmüş ve o yıllarda en çok satanlar listesine girmişti.

 


 

Ülkesinin savaşa girmesiyle John, orduya katıldı.1941’ de ABD Deniz Kuvvetleri’nde komutanlık yapmaya başladı. Komuta ettiği botu Japonlar tarafından batırılınca hem kendisini hem de altı adamını ölümden kurtarması, ona kahramanlık madalyaları olarak geri döndü. Tam Amerikalıların istediği gibi, vatansever ve kahraman bir asker!

 

 


 

1953’te seçkin bir aileden gelen Jacqueline Lee Bouvier’la evlendi. Jacqueline çok güzel ve eğitimli bir kadındı. Kennedy’nin medyaya verdiği fotoğrafı güçlendirmiş, güzel Jackie yakışıklı siyasetçiyi adeta tamamlamıştı. Amerikan seçmenlerini tavlayan harika bir çift olmuşlardı. Zenginlik, karizma, gençlik ve güzellik hepsine sahiptiler…

 

 

JACQUELİNE LEE BOUVİER İLE

 

1956 yılında anne-baba olan JFK ve Jackie’nin ilk çocukları Arabella sadece yedi ay yaşamıştı. İkinci kızları Caroline ve babasının ismini alan John.F.Kennedy jr’ın ardından dünyaya gelen son çocukları ise sadece iki gün hayatta kalmıştı.

 


 

Altı ay içinde “Profiles in Courage” (Cesaret ve Fazilet Mücadelesi) isimli bir kitap yazmış, bu eseriyle 1957 yılında “Pulitzer Ödülü” kazanmıştı.

 


 

Adaylığı kabul konuşması sırasında söylediği “Yeni bir ufkun eşiğinde duruyoruz.” (We stand on the edge of a New Frontier) sözü klasikler arasına girmiş ve o andan itibaren Kennedy’ nin başkanlık programlarına “New Frontier” adı verilmişti.

 


 

Kennedy, Amerikan tarihinin ilk Katolik başkanıdır. Kennedy’den önce Amerika’da Katolik bir başkan hiç olmamıştı.

Önseçimler süresince rakiplerini sırayla saf dışı bırakan Kennedy, Katolik olmasının yarattığı soru işaretlerini, sık sık kiliseyle devlet işlerinin ayrılması gerektiğine olan inancını tekrar ederek seçmenleri ikna etmeye çalışıyordu.

 


 

Seçim kampanyası boyunca Kennedy, yerlerde sürünen ekonomiden, işsizlikten, Sovyetlerin nükleer füze konusunda daha önde olmalarından ve Küba’daki komünist hükümetten dem vuruyordu.

Kennedy, rakibi Richard Nixon’ ı 120 bin oy farkla (toplam oy sayısı 70 milyondu) geçmeyi başardı ve 20 Ocak 1961’de başkanlık koltuğuna oturdu.

 


 

ABD’ nin önceki başkanı Dwight Eisenhower’ın iktidarının son günlerinde; CIA sürgündeki 1500 kadar Kübalı göçmeni eğitip silahlandırarak, Castro rejimini devirmeyi planlamıştı. Genelkurmay Başkanı bu planı Kennedy’ye pazarladı. Ancak “Domuzlar Körfezi” olarak bilinen bu işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

Öfkelenen Kennedy, sorumluluğu üstlense de babasına:

“Bir daha genelkurmay başkanından gelen hiçbir önerinin üzerine balıklama atlamayacağım.” demişti.

 


 

Ekim 1962’de Sovyetlerin Küba’ya nükleer füzeler yerleştirdiği ortaya çıktı. Kennedy gürledi;

“O füzeleri derhal sökün!”

Adaya füze taşıyan Sovyet gemilerini engellemek için, Küba’yı ablukaya aldırdı. Dedikleri yapılmazsa Küba’yı işgal edeceğini de açıkladı. Tam on üç gün boyunca dünya bir nükleer savaşın eşiğinde hop oturup hop kalktı.

Fakat Sovyetler içinde kabul edilemez bir şey vardı: Türkiye’deki Jüpiter füzeleri…

En sonunda Nikita Kruşçev’in füzeleri sökeceğini açıklamasıyla dünya büyük bir savaşın eşiğinden döndü. “Küba Füze Krizi” yatışmış, gizli pazarlıklar sonucu Türkiye’deki Jüpiter nükleer füzeleri de Amerika tarafından sessiz sedasız kaldırılmıştı.

Bu olaydan on ay sonra Kennedy, Nikita Kruşçev ve İngiltere Başbakanı Harold Macmillan birlikte nükleer denemeleri yasaklayan bir anlaşmaya imza attılar.

 


 

Kennedy: “Ay’a gitmek istiyoruz! “

1961 yılında Kennedy, on yıl içinde Ay’a insan indireceklerini vaat ederek dünyayı şaşırttı. Bu konuda çalışmalar başlatan, bilim dünyasını harekete geçiren Kennedy, ne yazık ki bir hayalin gerçekleştiğini göremedi.

 


 

Kennedy de babası gibi Yahudilerle iyi geçinemiyordu. Babası Londra’da büyükelçilik yaptığı dönemde, Yahudilerin boy hedefi olmuş ve pek çok saldırıya maruz kalmıştı.

Dünyanın en zengin ve en güçlü ünlü Rotschild ailesi mensubu Sigmund Rotschild, Kennedy’ye “Başkan seçildiğinde, Ortadoğu’da İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılamayı” teklif eder.

Fakat Kennedy hakarete uğradığını belirtir ve böyle bir teklifin bir daha yapılmamasını rica eder.

Kennedy, İsrail lobisinin ABD üzerindeki faaliyetlerinden çok rahatsızdı. Ona göre bu lobinin faaliyetleri, Amerika’nın bağımsızlığına büyük darbe vuruyordu.

 


 

İsrail kurulduğu günden beri daima Ortadoğu’da süper güç olmayı hedeflemiştir. Bu yüzden çok hızlı bir “nükleer silahlanma programı” izlemeye başlar.

İsrail’in Dimona Çölü’nde kurduğu nükleer santralde seri bir şekilde atom bombası, nükleer başlıklı füzeler üretmesi Başkan Kennedy’i çok rahatsız eder.

İsrail’in nükleer füzelerinin İstanbul, Ankara, Riyad, Tahran, Bağdat, Şam gibi şehirleri vurabilecek kapasite ve menzilde olması Kennedy’i önlem almaya zorlar.

 


 

Kennedy, İsrail Cumhurbaşkanı Ben Gurion’a çok sert bir uyarı mektubu yazar. Mektubunda “İsrail’in nükleer programını durdurmaması durumunda, ABD’nin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını” belirtir.

Ben Gurion’da yanıt olarak gönderdiği mektubunda Kennedy’e “Genç Adam” diye hitap ederek, çok ağır ithamlarda bulunur. Bu mektuplaşmalar daha sonra çığrından çıkar ve karşılıklı hakaretleşmelere dönüşür. Bütün bunlara tepki olarak, en sonunda Ben Gurion istifa eder.

 


 

Bu defa ünlü Yahudi politikacı Henry Kissinger araya girer, Kennedy’i ikna etmeye çalışır. “Nükleer programın durdurulması İsrail’ e büyük zarar verir.” der, ancak başarılı olamaz.

 


 

Başkan Kennedy, bununla da yetinmez. 4 Haziran 1963 yılında Amerikan Temsilciler Meclisi’ne danışarak çıkarttırdığı 11110 sayılı kanunla, Amerikan dolarını basma yetkisini Yahudi Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alır ve Amerikan Merkez Bankasına verir.

O “Bir ülkenin parasının denetiminin şahısların elinde olması sakıncalıdır.” görüşündedir.

Oysa ki Federal Reserve Bank, İsrail’in en büyük güç ve gelir kaynağıdır. Başkan Kennedy, adeta İsrail’in şah damarını kesmiştir. Artık Kennedy’in etkisiz hale getirilmesi farz olur.

 


 

 

BEYAZ SARAY’DA YALNIZ BİR ADAM

 


 

Kennedy, sevilen bir başkandı ve halktan çok büyük destek görüyordu. Seçimleri kaybettirseler bile, daha sonra tekrar kazanması büyük bir olasılıktı. Geriye tek bir çare kalmıştı…

 


 

Kennedy ölürse, yerine Amerikan yasaları gereği yardımcısı getirilecekti. Lyndon B. Johnson, Kennedy’nin yardımcısı ve tam bir İsrail taraftarıydı. Üstelik Kennedy’le iyi geçinemediği biliniyordu.

Kennedy’i öldürmek için en uygun ortam, seçim kampanyaları için gideceği Dallas’tı. Dallas’ta üstü açık arabayla halkı selamlayan Kennedy’i koruyacak olan CIA ajanları özel olarak ayarlanacak, başkanın güvenliği sabote edilecekti. Böylece suikast çetesi Kennedy’i rahatlıkla öldürebilecekti.

 


 

Dallas halkı heyecan içindedir ve başkanı en iyi şekilde karşılamak için seferber olurlar. 22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C.’ den “Air Force One” uçağı ile gelen Başkan Kennedy ve eşi, sabah 09.00 da Dallas Valisi John Connally ile birlikte şehir merkezinde kahvaltı ederler. Daha sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlarlar.

Altı aracın olduğu kortejde, son arabada Başkan Kennedy ve Vali Connally vardır. Önde motosikletli korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy’in aracı kortejle beraber Elm Caddesinden Houston’a doğru planda olmadığı halde, beklenmedik bir dönüş yapar.

O sırada silahlar patlar ve arka arkaya tam altı el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı ıskalayarak, alt geçitte bekleyen taksi şöförü Edmund Harris’in kulağını parçalar. İkinci mermi Kennedy’i omuzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy’i ıskalar ve ön koltuktaki Vali Connally’ i omuzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy’i boynundan vurur ve aynı mermi başkanın vücudundan çıkarak Vali Connally’i sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayarak, dikiz aynasını kırar ve dışarı çıkar. Ve altıncı mermi…

Bu mermi genç Başkan Kennedy’i tam kafasından vurur, başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.

 


 

Suikastten sonra yapılan araştırmalarda Başkan Kennedy’i – sözde komünist, vatan haini- Lee Harvey Oswald’ın vurduğu iddia edilir. Oswald, Texas okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencereden, İtalyan yapımı “Mannlicher Caracano” marka sniper tüfeğiyle altı kez ateş ederek başkanı öldürmeyi başarmıştı. (!?)

 


 

Lee Harvey Oswald apar topar hapse atılır. Deliller birden çok sayıda keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen, Amerikan derin devleti suçu Lee Harvey Oswald’ın üzerine atarak diğer delilleri yok eder.

Suikasti yakından gören 47 kişi ölü olarak bulunur. Bu ölümler “kaza” veya “intihar” olarak açıklanır.

 


 

Lee Harvey Oswald suikastten iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında, Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülür.

Amerikan milliyetçisi olduğunu iddia eden bu Yahudi, Oswald’ı öldürme sebebini ise;

“Amerika’nın komünistlerden aldığı intikam” olarak açıklar.

 

 

LEE HARVEY OSWALD’IN ÖLDÜRÜLME ANI

 


 

Amerikalı ünlü tarih profesörü Texe Marrs’ a göre, birden fazla sayıda keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy’nin otopsisini, Amerikan Ordusu’ndaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş, otopsideki suikast delilleri sabote edilmiştir.

 


 

Amerika’nın Siyonistlere karşı çıkan tek başkanı John Kennedy’di. Kennedy aynı zamanda İsrail Başbakanı Ben Gurion’a, İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’ne, Siyonist silah tüccarlarına, Amerika’daki Yahudi lobisine, bu lobinin en güçlü isimleri Rockefeller ve Rotschild ailelerine, masonik örgütlere, İsrail’in Ortadoğu’daki politikasına ve mason danışmanlarına ters düşmüştü.

 


 

Kennedy suikastini soruşturmak üzere, sınırsız yetkiler verilmiş Warren Komisyonu kurulmuştu. Bu komisyon cinayeti tek başına hareket eden Lee Harvey Oswald’ın işlediği sonucuna varmıştı. (!?) Fakat Amerikan halkının çok az bir kısmı buna inandı.

Kennedy suikastini çözmek için kurulan Warren Komisyonu’ndaki kişiler şunlardı:

Earl Warren; 33 dereceli büyük üstad mason (Komisyon Başkanı)

Allen Dules; mason, CIA’nın kurucusu, Bilderberg üyesi, mafya bağlantılı CIA şefi, MOSSAD ile ortak operasyonlar yapıyordu. (Kennedy, onu görevden almayı planlıyordu.)

Gerald Ford; ABD’nin 38. Başkanı, mason, Bilderberg üyesi (Malta locası no 405’e kayıtlıydı. 1963’te 33. dereceye yükseldi.)

John McCloy; mason, CFR, Bilderberg üyesi

Hale Boggs; CFR üyesi

John Sherman Cooper; Roteryen

Richard Russel; mason

(CFR “Council on Foreign Relations”; Dış İlişkiler Konseyi’dir. Komisyona kayıtlı isimler arasında: George Bush, Bill Clinton, Colin Powell, George Soros gibi çok sayıda isim bulunmaktadır.)

 

 


 

Olayı araştırmak amacıyla ikinci bir komisyon daha kuruldu. 1964 ve 1975 yıllarında kurulan Warren ve Rockefeller komisyonları aynı sonuçlara ulaştı.

Bu komisyonların raporlarına göre, Ruby aşırı derecede milliyetçiydi ve katil olarak tanıtılan Oswald’ı, başkanı öldüren kişiden intikam almak amacıyla öldürmüştü. Oysa ki, Oswald ve Ruby’nin beraber hareket ettikleri ortaya çıkmıştı.

Olayı gören şahitler Warren Komisyonu’nca dinlenmiyor, dinlenenlerin de ifadeleri değiştiriliyordu. Mason Senatör Frank Church’ün başkanlığını yaptığı Church Komisyonu’nun da hazırladığı raporda hiçbir sonuca ulaşılamamıştı.

Cinayeti gören 47 şahit, kaza sebebiyle ya da intihar ederek (!?) ölmüştü. FBI’ya göre tek silah kullanılmıştı ve Oswald cinayeti tek başına işlemişti. Olay basit bir bireysel terör saldırısı gibi gösterilmek isteniyordu.

 


 

Ortada bir komplonun düzenlenmiş olduğunu açıkça gösteren ipuçları vardı. Dikkatin dağılması için, Kennedy’yi mafyanın öldürdüğü söylentileri çıkarılmıştı.

Peki mafya tören güzergahını değiştirebilir miydi? Başkanın korumalarını saf dışı edebilir miydi? FBI’yı, polisi Warren Komisyonu’na yönlendirebilir miydi? Otopsiye müdahale edip, medyaya yalan yanlış haberler yazdırabilir miydi?

 


 

Kennedy, üç ayrı yerden gelen kurşunlarla öldürülmüştü. Bu otopside kanıtlanmış, ancak bunun da üstü örtülmüştü. Bazı polisler de buna şahitti.

Saçmalıklar bununla da bitmiyordu. Kennedy’nin yanında vurulan Texas Valisi Connally’nin kanlı takım elbisesi temizleyiciye, Kennedy’in limuzin arabası yıkamaya gönderiliyor, başkanın beyninin ise kaybolduğu söyleniyordu! (Kurşunun kafasının arka kısmından değil, ön kısmından vurulduğunu saklamak için çalındığı düşünülüyor.)

2020-06-08T13:06:20+03:0030 Ekim 2018|Kişiler|John Fitzgerald Kennedy “JFK” için yorumlar kapalı