İsrail’in Kuruluşu

//İsrail’in Kuruluşu

İsrail’in Kuruluşu

1897 yılının şubat ayında İsviçre’nin Basel kentinde Dünya Siyonist Örgütü, ilk kongresini yaptı.

Kongrenin amacı; Yahudi halkı için yurt kurulması yönünde bir karar almaktı. Bu kongreye Avusturyalı bir Yahudi olan Theeodor Herzl önderlik ediyordu.

Herzl, kongrede “Ben bugün burada Yahudi Devleti’ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir.” demişti.

 

 

THEEODOR HERZL

 

Siyonizm’in temelinde vadedilmiş topraklar inancı vardır. Yahudiler, güneyde Kızıldeniz’den, kuzeyde Fırat’a, batıda Akdeniz’den, doğuda Ölüdeniz’e kadar uzanan toprakların, Tanrı tarafından ebediyen kendilerine vadedildiğine inanırlar. Ve Herzl, vadedilmiş topraklar için planlarına başlar.

 


 

O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Herzl, 2.Abdülhamid Han’ın vereceği toprağa karşılık bazı tekliflerde bulunur.

Sıkıntılı bir dönemde olan Osmanlı İmparatorluğu için, ekonomik yardımlar yapacaklarını söyler. (Donanma yenileme, dış borçları ödeme gibi…)

Herzl, Filistin’den bir karış toprak alabilmek için, Abdülhamid Han’a pek çok cazip teklifte bulunmuştur. Ancak Abdülhamid Han:

“Kanla alınan toprak, para ile satılmaz.” karşılığını verir.

 


 

Aslında 1880’li yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolündeki Filistin’de yaşayan çok sayıda Yahudi vardı.

1915 yılında Arabistan Yarımadasını ele geçiren İngiltere, Osmanlı’ya karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin’i destekledi. Böylece Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kurmayı hedefliyordu. İngilizlerin ünlü casusu Lawrens, Arap kabilelere vaatlerde bulunarak, altınlar dağıtmıştı.

 


 

Şerif Hüseyin, yoldaşı Lawrance’dan aldığı altınlarla ayaklanma çıkardı. 1916 yılında kendisini Hicaz Kralı ilan etti. Daha sonra yayınladığı bildiride “…Türkler dinden çıktılar…Arapların, Türklere karşı cihadı farzdır…” diyordu. Yani Hüseyin, Müslümanları, Müslümanlara vurdurmak için harekete geçti.

Şerif Hüseyin’in başlattığı isyanla sadece Arap Yarımadasını ve Ortadoğu’yu değil, on binlerce askerlerimizi de kaybettik.

Yaptığı bu kalleşlik, Şerif Hüseyin’e hiçbir şey kazandırmadı ve bütün hayalleri boş çıktı. Krallığından sonra ilan ettiği halifeliğini, kendisine bağlı birkaç kabile dışında hiç kimse tanımadı. Daha sonra talihi tersine döndü ve Arabistan Krallığı tahtını 1924’te Suudi hanedanının kurucusu İbn-i Suud’a bırakıp, Kıbrıs’a kaçmak zorunda kaldı.

Şerif Hüseyin, 1931’de Amman’da, sürgünde öldü. Ölümünün son anlarına kadar lanete uğrama korkusuyla “Osmanlı’ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum.” diye sayıkladığı rivayet edilir.

 


 

Bu arada vatan müdafaası için Yemen, Irak, Ürdün, gibi birçok Arap diyarlarından gelip; Osmanlı için kahramanca savaşmış, bizim kahraman askerlerimizle can vermiş, Arap askerleri de unutmamak gerek…

 

 


 

1. Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İngiltere ve Fransa Sykes-Picot Antlaşması’yla (1916), Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaştılar. Sömürgeci İngiltere’yle çok sıkı ve güçlü ilişkileri olan Siyonistler, gözlerini Filistin’e dikti.

 


 

1917’de İngilizler, Kudüs önlerine kadar geldiğinde, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour bir bildiri yayınladı. (Balfour Deklerasyonu)

Bildiride kısaca; İngiliz hükümetinin Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulmasına destek verdiğini ve bu hedefi kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapacaklarının bilinmesini istiyordu.

 

 

ARTHUR BALFOUR

 


 

Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı’nda yenildikten sonra, İngiltere 1917’den 1922’ye kadar Filistin’i yönetti.

Bölge İngilizlerin mandasına geçince, Avrupa’dan Filistin’e olağanüstü bir Yahudi göçü başladı.

Yahudilerin, Filistin’e göç etmelerinin en büyük sorumlusu İngiltere’dir. Göç için gereken tüm ortamı sağlamıştır.

 


 

İngilizler, kıyıda köşede kalmış devlet arazilerini, yeni yerleşim yerleri inşa etmeleri için Siyonizm hareketine verdi.

Yahudilerin ordu kurmalarına izin verdiler. Tel-Aviv Belediyesi’ne özerklik tanınmıştı.

1925 yılında İbrani Üniversitesi, Siyonist Sir Herbert Samuel (Filistin’inin ilk İngiliz Yüksek Komiseri), Siyonizm Örgütü Başkanı Chaim Weizmann’ın katıldığı bir törenle resmi olarak açıldı.

1925’te Yahudiler 177 bin dönüm toprak ele geçirdiler.

 


 

Filistin’e gelen Yahudilerin çoğu çok iyi yetişmiş, iyi organize olmuş kimselerdi. 1920’lerin başlarında silahlı direniş örgütleri kurmuşlardı. (Haganah, Defence, Irgun, Stern, Lehi, Zwei Leumi)

Toplumun tüm katmanlarıyla ilgilenen (eğitim, ticaret, tarım, siyaset) gölge bir hükümet bile kurulmuştu.

 


 

Ancak Filistinli Araplar çok kızgındı. Farklı bir dinde, teknolojik üstünlükleri olan, üstelik bazı güçlü devletler tarafından desteklenen yabancıların hâkimiyeti altında bulunmaları, onları çileden çıkarıyordu. Üstelik kafalarında topraklarından atılma düşüncesi belirmişti.

 


 

Bu iki halk arasındaki çatışmalar 1920’lerde patlak verdi. 1930’larda Nazizm’in Avrupa’yı esir alması, Yahudi düşmanlığı, zulmün artması, Yahudilerin Filistin konusunda daha kararlı olmalarını sağladı.

 


 

1929 yılında aktif Siyonist gruplar, Kudüs’ün Filistinliler tarafından “Burak” adıyla bilinen, ağlama duvarının önünde bir toplantı düzenledi. Sloganlar atmaya başlayan Yahudilere karşı, Araplar ayaklandı. İki tarafın birbirlerine saldırması sonucu, 133 Yahudi, 116 Filistinli hayatını kaybetti. (Burak Ayaklanması)

Ayaklanmaya karışan üç Filistinli, İngilizler tarafından idam edildi. (17 Haziran 1930)

 


 

1933 yılında Yahudi göçüne karşı ayaklanan Filistinlileri, İngilizler tutukladı. Pek çok kişi öldü ya da yaralandı.

 


 

1931’de Yahudiler 4 bin kişi iken, göç sayısı 1935’de 62 bin kişiye ulaştı.

 


 

Suriyeli bir lider olan İzzettin El Kassam, İngilizlere ve Siyonistlere karşı silahlı mücadele çağrısında bulundu.

1935’te El Kassam’ın çevresi İngilizler tarafından kuşatıldı ve Kassam birkaç adamıyla birlikte öldürüldü. Onun direnişi pek çok Filistinliye öncü oldu ve Arap isyanı başladı.

 


 

1936 yılında Filistinliler altı ay süren boykot yaptı. İngilizler şiddet uygulayarak karşılık verdi. 190’dan fazla Filistinli öldürüldü, 800’den fazlası yaralandı. Fakat Arap liderlerin baskısıyla boykot sona erdi.

Arap liderleri, İngiltere’nin iyi niyetini görmek istediklerini (!?) bildirdiler. Ancak İngiltere Filistin’in bölünmesini tavsiye etti. (Temmuz 1937) Bu paylaşıma göre Filistin’in üçte biri İsrail’in olacaktı.

 


 

Filistinlilerin ayaklanması sürdükçe, İngilizlerin verdiği karşılıkta sertleşti. 1936 ve 1937 yılları arasında İngilizler binden fazla Filistinliyi öldürdü. Aynı dönem 37 İngiliz askeri polis ve 69 Yahudi de hayatını kaybetti.

 


 

İngilizler 1937 yılında sıkıyönetim ilan etti. Ve Filistin’in en büyük siyasi örgütünü lağvetti. (Geçersiz kıldı.)

Kudüs Müftüsü Hacı Emin Hüseyin, (Filistin Ulusal Hareketinin kurucusu.) Ekim 1937’de Lübnan’a sürgüne gönderildi. Diğer Filistinli liderlerin bazıları tutuklandı, bazıları sürgüne yollandı. Artık hiç lider kalmamıştı, buna rağmen ayaklanmalar devam etti. İngiltere destek güç gönderdi.

 


 

İngilizler tutuklama merkezleri kurdu. Binlerce Filistinliyi bu merkezlere aldılar, tutukladılar. Oysa Yahudileri silahlandırdılar ve onları eğittiler.

Bu arada Filistinlilere yönelik saldırılar arttı. 6 Temmuz 1938’de Hayfa’da bir pazar yerinde bombalı iki araç patladı. 7 Temmuz 1938 Kudüs’te yine pazar yeri bombalandı. 8 Temmuz 1938 Kudüs’te otobüs durağında patlama gerçekleşti, pek çok ölen oldu.

 


 

İngilizler halka baskı uygulamak için toplu cezalar veriyorlardı. Tarlaları yakıyorlar, erkekleri topluyorlar, onları yanan kömürler ve kaktüsler üzerinde yürütüyorlardı. Yağ ve şeker gibi temel gıdaları birbirine karıştırıp halkı açlığa mahkûm ediyorlardı.

Sıcak yaz günlerinde uzun kuşatmalar yapıp, Filistinlilerin moralini aşağıya çekiyorlardı.

Dirençleri kırılmıştı, özellikle bilinen birkaç direnişçinin idam edilmesinden sonra…

 


 

Araplar arasında sızmalar başlamıştı. Bilgi sızdıran Araplar vardı. Yahudiler, İngiliz istihbaratçılarla iş birliği yapıyorlardı. Bir Yahudi, bir Arap işbirlikçiden aldığı haberi İngiliz ordusuna iletiyor, böylece tutuklamalar gerçekleştiriliyordu. Çünkü o dönemde Yahudilerin resmi bir ordusu yoktu.

Yahudilerin, İngilizlerle ilişkileri çok iyiydi. Ve dönüştürebileceklerine, işbirlikçi olabileceklerine inandıkları bir Arap’ı derhal serbest bıraktırıyorlardı.

 


 

Siyonistler, finanse ettikleri İslami ve milliyetçi dernekler kurmuşlardı. Onları milliyetçi hareketin aleyhinde konuşturuyorlardı. Londra’ya gittiklerinde, gerçek milliyetçiler telgraf çekerek, onların Filistin halkını temsil etmediklerini söylüyorlardı.

 


 

Londra’da birbiri ardına yaşanan sorunları tartışmak için Hristiyan-Müslüman Komitesi, İslam Üst Konseyi, Filistinli delegasyonlar toplantılar yapıyorlardı.

Bu toplantılarda neler tartışıldığını anlatan, konuşmacılar hakkında düşman olarak görülenler veya satın alınabilecekler gibi tanımlamalar içeren bir rapor birkaç saat içinde Yahudilere iletiliyordu. Bu raporlar hâlâ Siyonistlerin arşivlerinde durmaktadır.

 


 

1930’ların sonu, 1940’ların başına kadar Siyonistler Filistin’deki köyler hakkında istihbarat topluyorlardı. Filistinliler, yabancılara karşı çok misafirperverdi, köylerine gelen yabancıları çok iyi ağırlıyor, dostça davranıyorlardı. Casuslar bundan faydalandı, “Köy Proje Dosyası” adı altında raporlar hazırlandı.

Köyler için tutulan istihbarat dosyalarında her köye dair ilginç bilgiler vardı.;

-O köy ele geçirildiğinde ne kadar faydalı olacağı,

-Köylerdeki kıymetli varlıklar,

-Köyün toprağının kalitesi,

-İnsanların ne kadar zengin olduğu,

-Hatta ağaçlardaki meyvelerin kalitesi,

-İnsanların siyasi görüşü,

-Köyün ne kadar zor ya da kolay ele geçirilebileceği gibi…

 


 

İngilizlerin Arapları sakinleştirmek için; Yahudi göçünü sınırlaması, Siyonistleri hayal kırıklığına uğrattı. 1945 yılından sonra, Hitler’in ölüm kamplarının ortaya çıkmasıyla, Yahudi terör grupları İngilizlere terör eylemleri başlattı. Amaçları İngilizleri yıldırmak ve bölgeden kaçırmaktı. Böylece Yahudi Devleti’ni kurabileceklerdi.

 


 

Kudüs’teki King David Oteli, İngilizlerin yönetim merkezi ve askeri karargâh olarak kullanılıyordu. 22 Temmuz 1946’da otelde büyük bir patlama meydana geldi. 91 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı Yahudi silahlı örgüt Irgun yapmıştı.

 


 

Irgun, 1 Mart 1947’de Kudüs’teki Goldsmith binasındaki İngiliz Subayları Derneğini de havaya uçurdu. 16 kişi öldü, 13 kişi yaralandı.

İki İngiliz subay (çavuş) kaçırılarak, bir tarlada asıldı. (Çavuşlar Olayı Hadisesi)

 


 

Filistin’deki İngiliz mangasının son sekiz yılında, Yahudi yeraltı örgütlerinin gerçekleştirmiş olduğu eylemlerin yaklaşık beş yüz tanesi kayıtlara geçmiştir. Bunlara İngiliz yetkililere gönderilen bombalı paketler de dâhildir.

 


 

Siyonistlere en büyük politik destek Amerika’dan geliyordu.

2. Dünya Savaşı bittikten sonra, İngilizlerin artık Filistin’i kontrol etmeye takati kalmamıştı.

İngiltere artık bu sorunu Birleşmiş Milletler’e taşıdı. 29 Kasım 1947’de BM, Filistin’i, Yahudi ve Arap bölgesi olmak üzere ikiye ayrılmasını oylamaya sundu. Birdenbire savaş patlak verdi. Yahudi savaşçılar, Araplar için ayrılan bölgelere saldırdılar.

 


 

9 Nisan 1948’de Yahudi savaşçılar (Siyonist Irgun örgütü militanları) “Deir Yasin Katliamı”nı gerçekleştirdiler.

Kudüs’ün batısında bulunan Deir Yasin köyünde aralarında kadınların, çocukların, hamilelerin, yaşlılarında bulunduğu 254 masum sivil bir gecede öldürüldü.

Katliam gecesi, Deir Yasin halkı hoparlörlerden gelen “Köyü terk edin!” anonsları ile uyandırıldı. Köy halkı henüz ne olduğunu anlayamadan, İsrailli teröristler tarafından saldırıya uğradı.

Evler ateşe verildi, kaçmaya çalışanlar kurşuna dizildi, çocuklar öldürüldü. Köydeki herkes kurşuna dizilip cesetleri kuyulara atıldı.

Katliamı yapan teröristler, bununla da yetinmeyip, halen hayatta olan kadınları ve kız çocuklarını çırılçıplak soyarak araçlara doldurmuşlar, Yahudilerin yerleşim bölgelerinde dolaştırmışlardı.

Deir Yasin katliamının amacı Araplar arasında korku salmak, Filistin halkını başka yerlere göç etmeye zorlamak, Kudüs yolunu Araplardan temizlemek ve İsrail’in kuruluşunu hızlandırmaktı.

 

 

DEİR YASİN KATLİAMI

 


 

Ünlü Siyonist lider Israel Eldad “Deir Yassin olmasaydı, bugün İsrail toprakları üzerinde hâlâ yarım milyon Arap yaşıyor olacaktı. Tabi İsrail Devleti de olmayacaktı.” demişti.

 


 

İsrail 1948 yılında yerle bir ettiği köyü, 1980 yılında tekrar inşa etti. Köyün cadde ve sokaklarına katliamı gerçekleştiren katil ve teröristlerin adını verdi.

 


 

Filistin direnişi 1936’dan, 1939’a kadar devam etmişti. Bu dönemde yaklaşık 5 bin Filistinli, 100 İngiliz askeri, 400 Yahudi öldürülmüştü.

1940’lı yıllarda artık Siyonist harekete direnecek bir kuşak kalmamıştı. Çünkü direnişe yardım etmiş herkes öldürülmüş, idam edilmiş, kaçmıştı. Filistin toplumu zayıflamış ve lidersiz kalmıştı.

 


 

29 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler’in oylamasında 13 ret, 10 çekimser, 33 kabul oyuyla Filistin topraklarının paylaşılmasına, İsrail ve Filistin Devletleri’nin kurulmasına karar verildi.

Kudüs uluslararası statüde kabul edildi. Amerika ve Sovyetler Birliği olumlu oy kullanırken, İngiltere çekimser kaldı. Türkiye ise diğer Arap ülkeleriyle beraber ret oyunu kullandı.

 


 

Birleşmiş Milletler’in paylaşım kararı Arap dünyasında büyük tepki ile karşılandı. Arap ülkeleri 17 Aralık 1947’de yapılacak taksimi (paylaşımı) önleyebilmek için, gerekirse İsrail’e karşı savaşa girme kararı aldılar.

2020-08-25T20:20:07+03:0015 Kasım 2018|Ülkeler|İsrail’in Kuruluşu için yorumlar kapalı